|
Aynı gökyüzünü paylaştığımız yeryüzünde dumanlar yükseliyor Gazze’den... Bombalar patlıyor ve çığlıklar yükseliyor gökyüzüne... Çocukların hıçkırıkları havada asılı kalmış; kan, gözyaşına karışmış, mazlumun bir ah’ı var dudağında ve şehit olanların solgun yüzlerinde bir muştu... Yüzlerinden okunuyor; onurlarını çiğnetmemek için verdikleri mücadelenin coşkusu... İmanlı yüreklerin direnişi, tüm dünyaya ibret tablosu... Ölen ise Filistin halkı gibi görünse de insanların, “işte, şuramda” dediği merhamet duygusu...
“Nerede Araplar? Hani Müslümanlar?” soruları dolaşıyor etrafta... Kim olursa olsun, hangi ırktan, hangi kökten, hangi mezhepten, hangi dinden olursa olsun “insanım ben” diyen hiç kimsenin, bu insanlık ayıbını göz ardı edebileceği düşünülemez. Tüm dünyanın gözü önünde yüzlerce insan katlediliyor. Bu bir vahşet! Daha ötesi var mı ki, insanım diyenler ses çıkarmıyor. Bu katliama yeryüzü şahit! Tüm insanlar, Gazze’deki insanların, nasıl can verdiğine seyirci kalıyor ve ölen aslında Filistinliler değil, insanlığın kalbi...
Filistin semalarından, insanların üzerine ilk kez ölüm yağmıyor. Uzun yıllardır süren bir mücadele, ne ilk ne de son olacak bir kavga... Bomba sesleriyle dünyaya gelmiş, kurşunlar eşliğinde sokaklarda dolaşmış, sapan taşlarıyla düşman tanklarını vurma oyunu oynayan, kim bilir kaç kez silahla burun buruna gelmiş veya bir kurşun sıyırmış, ölümle arkadaş olan çocukların şehri Filistin! Sevdiklerine pamuk ipliğiyle bağlı oluşan, belki de bir köşe başında duran babana, anana, ağabeyine, kardeşine, evladına son bakışın ve köşeyi döner dönmez onları Cennet’e uğurlayışın...
Tüm bunlara rağmen direnen; dinlerini, onurlarını ayaklar altında çiğnetmemek için topraklarını terk etmeyen bir millet Filistinliler! Altmış küsur yıldır süren bu onurlu savaşa rağmen, bırakalım pes edip teslim olmayı, şahadet için daha çok hayata bağlanmışlar. Eğitime önem veren, okuma yazma oranı en yüksek olan milletlerden biri onlar örneğin! Rahat yaşantılarında, sıcak okullarında eğitim gören bizlerin, bomba ve kurşun sesleriyle, yağan ölüm yağmurunun altında sevdiklerinin ıslandığını bile bile eğitimini sürdürmenin ne demek olduğunu anlayabilir miyiz, bilmiyorum?
Zalim ve mazlum, yeryüzünde hayatını sürdüren iki kutup, tarihten günümüze hep vardı ve kıyamete kadar varlığını sürdürecek. Bosna, Çeçenistan, Afganistan, Irak, Filistin savaşları… Çoğumuzun şahit olduğu ya da şahit olmasak da, yakın tarihte yaşanan, adlarını duyduğumuz ve kimisi de hâlâ mücadelenin sürdüğü ülkeler. Hepsindeki nedenler farklı farklı, kimi toprak, kimi yeraltı zenginliği vs. Filistin’deki mücadele ise diğerlerinden çok farklı! Canı, malı, toprakları için savaşanlarınki de şüphesiz hak mücadelesi, fakat Filistinliler maddi değerler için değil, manevi değerler için kan akıtıyorlar. Müslümanların ilk kıblesi olan, Rasulullah’ın miraca yükseldiği Mescid-i Aksa’yı zalimin eline bırakmak istemiyorlar. Dinleri için, manevi değerlerine ihanet etmemek için topraklarından ayrılmıyorlar. Yahudilerin, onları Filistin topraklarından çıkarmak için uyguladıkları; ambargo, zulüm, işkence ve ölüm gibi her türlü oyuna karşı onlar imanlarıyla karşı koyuyorlar. Filistinlilerin canlarını kurtarmak için o toprakların, zalime bırakılmasının, Yahudilerin “Arz-ı Mev’ud” hayallerini gerçekleştirmek anlamına geldiğini biliyorlar. Kendilerine bırakılan emanete hıyanet etmemek için kanlarının son damlasına kadar savaşacaklarına and içiyorlar. Tüm Müslümanların üzerinde olan kutsal değerlerine sahip çıkma yükünü Filistinliler, (güya) Müslüman kardeşlerinin gözleri önünde tek başlarına yükleniyorlar. Büyük bir imtihana şahit yeryüzü! İmtihana tabi tutulanlar; Yahudiler mi, Filistinliler mi, yoksa tüm insanlar mı? Değerleri uğruna can veren, imanıyla ölen şehitlerin Cennet’i kazandığını; Allah’a küfreden, zalim olanın da cehennemlik olduğunu biliyoruz. Peki, sonuç bu kadar açıksa, İmtihana tabi tutulanlar kim? İmtihanın olması için iradeyi öne koymak ve bir seçim yapmak gerekiyorsa burada imtihana tabi tutulan, bizlerden başkası değil. Zulüm karşısındaki tepkimizle, insanlık ayıbına karşı duruşumuzla, kardeşlerimizin yanında yer alışımızla, onlara karşı maddi manevi yardımlarımızla, içerisinde bulunduğumuz bu imtihanda irademizi ortaya koyacağız.
Karanlık hiçbir zaman kalıcı değil. Zalim, zulmünün içine saplanıp kalmaya, akıttığı kanda boğulmaya zaten mahkûm! Biz, zalimin kendi kendini nasıl perişan ettiğini izleyip, yok oluşunu sadece sabırla bekleyecek miyiz? Kobay olarak kullanılan üzerlerinde, türlü türlü bomba ve silahların denendiği, Filistinli kardeşlerimizin Ah’larını Rabbimiz şüphesiz yerde koymaz.
Bizler bu imtihanda hangi taraftayız? Nerede duruyoruz? Rasulullah’ın, “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.” hadisini hatırlayalım. Aydınlığı beklemeye koyulmak yerine, bir ışık da biz olabiliyor muyuz? Bu imtihan yaşamımız boyu sürecek. Bu savaş bitti, bu yara kapandı gibi gözükse de bir yerlerde zulüm ve haksızlık altında inleyen mazlumlar hep olacak. Herkes şahit olduklarından sorumlu, yeryüzü de, olanlara şahit!
Sonu belli olanın imtihanı olmaz, bu imtihan ne Filistin’in ne de İsrail’in. Asıl imtihan olan tüm insanlar!
|