|
“Filistin’e yardım edelim” diyordu yaşlı bir amca. Elindeki mukavva kutuyu saflar arasında dolaştırıyor, bunu büyük bir iştiyakla yaptığı yüzüne yansıyan heyecandan anlaşılıyordu. Cuma namazındaydık. İsraillilerin fosfor bombasıyla öldürdüğü bebekler, kör ettiği çocuklar vardı herkesin gözünde canlanan. “İsrail’e yardım edelim asıl!” dedim içimden biraz acı bir gülümsemeyle. “Filistinlilere yardım etmekle olmuyor bu iş!”
Duyan “manyak mısın?” der herhalde.
Manyak değilim. Bunaldım fakat aklım başımda.
Yani “şaşkınlıktan ne diyeceğini bilmez bir hal” içinde söylemiyorum bunları.
İsraillilerin yardıma ihtiyacı var!
Eğer onlara yardım etmezsek, yakında belalarını bulacaklar.
Eskiden Araplarda şöyle bir anlayış varmış: Zalim de olsa, mazlum da olsa, kardeşine yardım et! Yani baktın ki kardeşin birini dövüyor, sen de git yardım et ona! Haklı mı haksız mı sorma! Müslümanlıktan önce sadece Araplarda değil hemen hemen her yerde yaygın bir şekilde benimsenen bu anlayış, ancak İslam’ın yayılışı ile ortadan kaldırılabilmiş.
Ama birgün Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa (sav.) demiş ki “Zalim de olsa, mazlum da olsa, kardeşine yardım et!”
Şaşırmışlar yanındaki dostlar. Sormuşlar “Nasıl yani? Mazluma, haksızlığa uğrayana yardım ederiz tabi, ama zalime niye yardım edelim ki”
Cevaben buyurmuş ki Peygamberimiz “Zalimi, zulüm yapmaktan alıkoyarsın, bu da ona yardım etmektir.” Yani onu zalimlikten kurtarın, onun kötülüklerine engel olarak ona yardım etmiş olursunuz!
Zalimlere yardım etmek, zulümlerine engel olup onları cehennem yolundan çevirmektir.
Her türlü imkanı kullanıp bunu sağlamaya çalışmalıyız.
Peygamberimiz bir başka sefer de şöyle buyurmuş: “Müslüman, bir kötülük gördüğünde onu eli ile düzeltsin; bunu yapamaz ise dili ile düzeltsin; bunu da yapamaz ise kalbi ile buğz etsin (içinde o kötülüğe karşı öfke beslesin), işte bu imanın en zayıf noktasıdır.”
Zulüm, kötülük ve haksızlık demektir.
Bir şeyin hak ettiği yerde olmaması, hak ettiği yere konmaması demektir.
Mevlana der ki “Adalet mi dedin? Güle su ver! Zulüm mü dedin? Dikene su ver.”
O halde güle su vermek gerektiği gibi, dikenin suyunu kesmek de gerekli!
Öldürülen, aç bırakılan, ezilen ve horlanan mazlum insanlara yardım etmek, onlara merhamet etmek çok güzel bir davranış.
Fakat zalimlere daha çok acımak lazım!
Çünkü mazlumlar bu dünyada çektikleri sıkıntıdan er veya geç kurtulacaklar. Dünyada çektiklerine karşılık, ahirette büyük mükafatlara, nimetlere ve güzelliklere kavuşacaklar.
Zalimler ise bu dünyada mutlu olamadıkları gibi, çok daha acıklı bir azabı öbür dünyada tadacaklar!
Hele hele en büyük zulüm olan “Şirk”e bulaşmışlarsa, vay hallerine! Sonsuz bir azap onları bekliyor demektir. Şirk, kafirliğin temelidir ve kafirler için cehennem azabı hiç bitmeyecektir.
Şirk, Allah’tan başkasını Allah gibi kabul etmek, Allah’tan başkasını onun yerine koymaktır. Mesela İsa Peygamberi Tanrı kabul edip Allah yerine koyan Hristiyanlar, onu hak etmediği bir yere koymakla büyük bir zulüm işlemiş oluyorlar. Eşi benzeri olmayan Allah’ı “baba”ya benzeterek Allah’a karşı haksız bir iddiada bulunmuş oluyorlar.
Yada bazı akılsızlar “bizi Allah yaratmadı, tabiat ana tesadüfen ortaya çıkardı” diyerek doğayı Allah yerine koyuyorlar, Allah’ın sanatını, kudretini ve nimetini inkar ederek Allah’a karşı büyük bir haksızlık işlemiş oluyorlar. Öyle ya! Biz şu aciz halimizle çiçekler içinde güzel bir çocuk tablosu yapsak da biri çıkıp “bunu sen yapmadın falanca yaptı veya kendiliğinden oluştu” dese, “haksızlık ediyorsun” deyip belki de adamı mahkemeye bile veririz! Aynı şey büyük bir ressama karşı yapılsa, “Aaa bu da yapılır mı şimdi? Büyük haksızlık!” der herkes.
En büyük kim?
Allah!
O halde bütün çiçekleri ve çocukları yaratan Allah’ı inkar etmek, “bunu O yaratmadı” demek de Allah’a karşı işlenen bir haksızlıktır. En büyük O olduğuna göre, Ona karşı haksız bir davranış da en büyük haksızlıktır, en büyük zulümdür.
Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah buyuruyor ki “Şirk en büyük zulümdür!” (Lokman Suresi 13. Ayet)
Bütün günahlar ahirette affedilebilir, ama şirk ahirette affedilmez. Bir başka deyişle, can boğaza gelene kadar ruh yola gelip de tövbe etmezse, kafirin çırası yanıktır. Hem de sonsuza dek…
Çok acıklı bir sona doğru giden bu zavallılara acımak ve onların kafirliğine, onların şirk yanlışına düşmesine engel olmak insanlık borcumuzdur.
Kısacası ister yaratılmışlara karşı ister Yaratıcıya karşı haksızlık etmiş olsunlar, zalimlerin sonu felakettir ve onları bu felaketten kurtarmamız lazım. Ezilenleri kurtarmak, zalimlere engel olmak, aslında şirke engel olmakla başlar. Çünkü Allah’ı tanımayanlar kimseyi takmaz, kimsenin gözünün yaşına bakmaz olurlar. Onlara Allah’ı hatırlatmak, Allah’ın cennetini ve cehennemini bildirmek, hem o zalimlere hem de mazlumlara yardım etmektir.
Filistinli kardeşlerimize yardım etmekle ne onları kurtarırız ne de kendimizi.
Ama İsrailli zalimlere engel olursak, kendimizi, onları ve Filistinlileri kurtarmış oluruz.
Mazlumlara merhamet ettiğimiz gibi zalimlere de merhamet etmemiz lazım.
Yoksa belalarını bulacaklar!
Burada veya orada fark etmez…
|