|
Son dönemde sadece Türkiye değil dünya kamuoyunu da meşgul eden Gazze katliamı inanıyorumki her birimizin yüreğini burkmaktadır. Uzun zamandan beri ambargo altında olan Gazze’deki kardeşlerimiz zaten azami derecede zor bir hayat sürmekte iken İsrail’in hava operasyonu ile başlatmış olduğu daha sonrada karadan girerek sürdürdüğü katliam Dünya’da hemen herkesin tepkisini çekti. 1948 yılında kurulan İsrail kurulduğu günden bugüne bölgeye sadece kan ve gözyaşı getirmiştir. O gün doğan bir çocuk bugün 60 yaşında bir dede oldu ama bir türlü gözyaşı dinmedi. Dünya kamuoyu bu katliama tepki gösterirken uluslararası kuruluşlar, devlet ve hükümet başkanları harekete geçemiyor, geçse de İsrail kimseyi dinlemiyor.
Peki bu soykırımı gerçekleştiren İsrail e karşı ne yapılabilir? Geçmişte soy kırıma uğrayarak büyük acılar çeken Yahudiler böyle bir acıyı başkalarına nasıl çektirebilir? Beş yüz yıl önce Hristiyanlar İspanya’ya girdiği zaman orda ki Yahudileri kılıçtan geçirdiğinde Müslümanlar onlara sahip çıktığı halde bugün kendileri Filistinli Müslümanlara niçin bu kadar acımasız davranıyorlar? Bütün bu sorular inanıyorum ki hiç kimsenin kafasında cevap bulamıyor. Maalesef bu cevapsızlık ve çaresizlikte acıları derinleştiriyor.
Dünya’da büyük devletler ve medeniyetler kurmuş olan ecdadımız güçlü olduğu dönemlerde daima mazluma destek çıkmış haklının yanında olmuştur. Ama bugün gücü elinde bulunduran Amerika ve İsrail sadece silahlı güçle dünyayı korkutarak iktidarlarını ve saltanatlarını sürdürme yolunu seçmişlerdir. Bu yolun yol olmadığını tarih bize göstermektedir. Tarihte hiçbir millet zulüm ile abad olmamıştır. Belki belli bir süre korku saltanatı devam etse de nihayetin de yıkılıp yok olmuştur.
İstanbul Süleymaniye kütüphanesinde görevli bir arkadaşım anlatmıştı. Amerikalı bir araştırmacı uzun yıllar Süleymaniye kütüphanesinde çalışmalar yapar. Öyle ki muntazaman mesaiye devam eden bir memur gibi kütüphanenin müdavimi olur.
Arkadaşım bir gün kendisine “ uzun yıllar kütüphaneye devam ettiğinizi görüyorum neyi araştırdığınızı merak ettim” deyince, Amerikalı araştırmacı: “çok farklı etnik köken, din, dil ve coğrafyalarda yaşayan insanları 600 yıl bir arada tutan Osmanlının gerçek gücü neydi? sekiz yıldır onu araştırıyorum” deyince, arkadaşım peki bu araştırmanızın sonunda vardığınız neticeyi bir cümleyle nasıl özetleyebilirsiniz? diye sorduğumda Amerikalı araştırmacı “ADALET” diyor.
Orta Doğuyu’da işte o adalet anlayışıyla 400 yılı aşkın idare eden ecdadımızın döneminde değil bir Müslüman’ın bir Hristiyan’ın veya bir Yahudi’nin de burnu kanamamıştı… Ne zaman ki ecdat o topraklardan çıkmak durumunda kaldı oralar menfaatlerin çatıştığı bir coğrafya olarak bir cadı kazanına döndü. İsrail savunma bakanının “Osmanlı nın bir tabur askerle sağladığı huzuru biz en modern ordularla sağlayamıyoruz” sözü bu gerçeğin en doğru tespitidir.
2006 yılında parlamentolar arası TBMM - Filistin dostluk grubu olarak Filistin’e gitmiştik. Önce İsrail’e oradan Ramallah ve daha sonrada Gazze’ye geçmiştik. Orada yaşananları bizzat görünce bugün olanları çok daha iyi anlıyorum. Ziyaretimizde Arafat’la (henüz sağ idi ), El fetih ve Hamas ( o zaman bağımsız idiler) milletvekilleriyle , Mescidi Aksa’nın imamıyla “Cuma namazı vesilesi ile” , Filistin sivil toplum örgütleri ile ve Filistin halkıyla görüşmüştük. Hepsinin ortak söylemi şu idi. “Ecdadınız bizi adam yerine koyuyordu, İsrail ise hevam (böcek) yerine koyuyor ve ezip geçiyor.
Bu topraklar da kan ve gözyaşı ancak sizinle biter… Bunun dışında bütün söylemler boş ve bütün beklentiler anlamsızdır. Geçmişte bize hamilik eden ecdadınız gibi bugünde sizden abilik bekliyoruz. Ne olur bizi unutmayın ve tarihte ki muhteşem büyüklüğünüzü bir kez daha gösterin.”
Evet Gazze katliamı nedeniyle dünya devletlerinin ortaya koymuş olduğu tepkiler içinde Türkiye’ninki farklı idi. İnanıyorum ki Türkiye’nin onurlu çıkışı Filistin’in dostlarına güven düşmanlarına endişe vermiştir. Türkiye’nin sorumluluğunun ne kadar büyük olduğu ortadadır. Dünyanın değişik yerlerindeki mazlum ve mağdur olan milletlerin de umutlarının Türkiye olduğu gerçeğini hiç unutmamalıyız. Güçten başka bir hak tanımayanların karşısına güçlü bir Türkiye olarak çıkmak zorundayız. Tarihimiz, coğrafyamız, inancımız ve ideallerimiz bize bunları emretmektedir.
|