|
İnsanoğlu, yaratıldığından bu yana nice zulümlere tanık oldu.
İnsanlık tarihi, zalimlerin zulümleriyle kirlendi. Tarihe kara lekeler eklendi zalimlerce.
İnkâr bataklığında boğulan, sapıklıklarla yoldan çıkan insanlığa, gerçeği anlatan Peygamberler gönderdi Allahü zü’l-Celal. Zalimler, sapıklar inkâr ettiler gerçekleri, güneşe gözlerini kapattılar, arkalarını döndüler, cahiliye karanlığında kendilerini tükettiler, yok ettiler.
Firavunlar, diktatörler gerçeğin aydınlığını zulüm karanlığıyla kapatmak istediler. Halklarına karşı zulümle varlıklarını sürdürmeye çalıştılar.
Günümüz, yine böylesi zalimliklerle iç içe yaşıyor. Kanla beslenen zalimler, Gazze’de insanlığı, kanla boğmaya çalışıyorlar. Gazze’de acı, feryat, gözyaşı… Zalimler, acı, feryat ve gözyaşı üzerine yeni bombalar gönderiyor. İnsanlık bombalanıyor. Mehmet Âkif’in ifadesiyle “Medeniyet denilen kahpe” bütün dünyanın gözü önünde, insanlığı vuruyor.
İnsan hakları savunucuları, medeni (!) ülkeler, insanlar bu zulme sessiz. Hatta destek.
Yüreğimiz yanıyor. İçimiz kan ağlıyor.
“Müminler birbirinin kardeşidir.”, “Müminin derdiyle dertlenmeyen bizden değildir.” gerçeğiyle acılar yüreğimizi parçalıyor.
Dilimiz, gönlümüz, yüreğimizle dualar ediyoruz.
Bir kere daha, “müminlerin bir vücudun azaları olduğu”nu söyleyerek müminler olarak yapmamız gerekenleri sıralıyoruz.
Duaların; işle, eylemle daha bir anlam kazanacağını ifade ediyoruz.
Aynı inancı taşıdığını söyleyen milyarlarca insanın, bu sözlerinin gereğini yapmasını hatırlatıyoruz, hatırlıyoruz bir kere daha. Birlik ve beraberlik içerisinde, kardeş olmanın gereği bu.
Müslümanlar olarak, Müslüman olmanın yalnızca sözle olamayacağını her zaman söylememize rağmen, nedense yine aynı noktada dönüp dolaşıyoruz. Sözlerimiz ne zaman hayatımıza, davranışlarımıza yansıyacak?
Dünyevî hesaplarımız, heva ve heveslerimizle ne zaman hesaplaşacağız?
Bizim İslâm’ın aydınlığına yürümemize kim engel? Hep başkalarını mı suçlayacağız, bugüne kadar olduğu gibi?
Bizler ne yapıyoruz? Gelecekten neler bekliyoruz? Görev ve sorumluluklarımız neler?
Bu soruların cevabını ağızlarımızla değil, yüreklerimizle vermek durumundayız.
Herkes kendi konumunda, kendi çapında, insan olarak, mümin olarak, kendine düşen görev ve sorumluluğu yerine getirmeli elbette. Yazar, şair, âmir, memur, devlet adamı, herkes…
Neler yapmalıyız?
Sorunun cevabını yüreğimizle cevaplamaya ve gereğini yerine getirmeye ne zaman başlayacağız?
Gazze, bu anlamda bizim için bir sınav.
Hüzün Gazeli
Dört bir yanda zulüm, vahşet, acı, kan...
Yüreğim yaralı, yüreğim kandır.
Bir hüzün şarkısı tutuşan ahlar,
Gitgide büyüyen bir heyecandır.
Gözyaşı sel olur söndürür zulmü,
İman, gürül gürül bir çağlayandır.
Dua kanadıyla el açıp yalvar
Tövbe edip arınacak zamandır.
Türkistan, Filistin, Mescid-i Aksa,
Kudüs yüreğimde kanayan candır
Kendine gel, silkin derin uykudan,
Uyan ve herkesi artık uyandır!
Zulüm ateşiyle yanan mazlumlar,
Seni beklemekte nice zamandır.
Rıfkı Kaymaz
|