KÜLTÜR SANAT

Alim Ve Tağut

Alim Ve Tağut
“En büyük cihadın zalim idareciye karşı hakkı söylemek olduğunu bilen, insanlar duyarsızlaşırken kitapları bırakıp kıyama koşan, âlimlerin mürekkeplerini şehidlerin kanlarına dönüştüren bir âlim... Tağuta “Evet efendim!” demeyi, Firavun’a belam olmayı, rahatı, sosyal konumu, canı uğruna reddeden bir âlim... Said... Cübeyr’in oğlu Said...

Diğer yandan zalim idarenin hakkı reddedip nefsini ilah edinen, inatçı, zalim ve tağut devlet adamlarının tipik örneği... Bir zalim... Haccac.. Haccac-ı Zalim...

Zulüm, kan ve ölüm... Cihad, sabır ve şehadet... Çağlar boyu süren, çağlar boyu sürecek olan mücadeleden çarpıcı bir kesit...”

Bugün “Âlimlik” statüsü için zihnimizde net bir çizgi oluşturamıyor oluşumuz bir yana, “tağut” kelimesine/kavramınaöylesine uzaklaşıyoruz ki, bu kavram Kur’an-ı Kerim’in aslından olmasına ve dilimize de -başka bir kelime ile yeri doldurulamayacak derecede- yerleşmiş olmasına rağmen Kur’an meallerinden çıkartılmaya, dolayısıyla binlerce yıllık Hak ve bâtıl mücadelesinin kavramsal kuvveti azaltılmaya çalışılıyor. Şirk’i puta tapıcılık olarak, tağutu da put olarak zihinlerine yerleştiren nesiller, ne çağın putlarını idrak edebilmektedir ne de Rasulullah (sas)’in uyardığı üzere bu ümmetin Lat, Menat, Uzza’ya tapıldığı gibi değil, (manen aynı, lafzen) farklı şeylerde şirk koşacağını unutmaktadırlar.

Bu minvalde öğretici olabilecek bir eser olan “Âlim ve Tağut” kitabı, Yusuf el-Kardavi’nin İslam tarihinden çarpıcı bir kesiti cilt cilt kitaplardan çıkartıp, elimize 70-80 sayfalık bir roman olarak sunmasından oluşuyor.

Bu kitapta sadece “...her şey bitip kahraman mücahidler tağutların kulcağızları elinde teker teker şehid olunca, fakihler zincire vurulup tağutların ayaklarının dibine yalvarma ve af dilemeleri için atılınca, canını kurtarmak uğrunda Allah’ın ayetlerini bükmeye asla tenezzül etmeyerek, hakkı söyleyip kararlı adımlarla Rabbinin huzuruna yürüyen bir alim...” olan Said bin Cübeyr’i değil, Kâbe’de ilan ettiği hilâfet uğruna şehid edilen Abdullah ibn Zübeyr’i(ra) ve onu şehid edenlerin getirdiği tekbirleri, bu tekbirlere Ömer’in(ra) oğlu Abdullah’ın : “Şunlara bakınız, müslümanlar o doğduğu için sevinçlerinden tekbir getirmişlerdi. Bunlar ise öldüğü için tekbir getiriyorlar.” dediğine şahid olacaksınız. (Abdullah ibn Zübeyr Medine’de doğan ilk müslüman çocuktur ve bunun için müminler onun doğumuna sevinç içinde tekbir getirmişlerdi.)

Bir önemli mesele daha var ki, günümüz müslümanlarının zihinlerini yakmaktadır. Belamlaşmaktan, tağutlaşmaktan bahsedenlerin belam ve tağutlar haline gelmeleri. Aslında bu mesele karmaşık bir ip yumağına benzetilebilir. Olduğu halde kalması bir yana, iyice karıştırma ve daha da bozma ihtimalimiz bulunmaktadır. Ama Allah nasib eder de çözebilirsek, karşımıza dosdoğru, uzun bir ip çıkacaktır ki onu da Sırat-ı Müstakim’e benzetebiliriz. Yani eğer günümüzü tarihte eşi benzeri yaşanmış olaylarla kıyaslar ve kimin hangi taraf olduğunu saptarsak, tarihten ders çıkarıp mağlubiyetleri de zafere dönüştürebiliriz. Asıl mesele burada. Allah dilerse tağutun ağzından tağut olduğunu dile getirir de bunu ancak “mü’minler” anlar. Dalalete uğrayanlar gözleriyle görüp, kulaklarıyla duysalar da iman etmezler. Allah bizi basiret ve feraset sahibi mü’minlerden eylesin.

“Allah Teâla, insanlardan ilmi,çekip çıkarmak suretiyle değil, ilim adamlarının canlarını almak suretiyle (geri) alır. Öyle ki sonucunda hiçbir âlim bırakmaz ve halk birtakım cahilleri kendilerine reis edinir. Onlara sorulur, onlar da bilmedikleri hâlde hemen fetva vererek hem sapıtırlar, hem de saptırırlar.” (Buhari,Müslim)

                                    

YAZAR HAKKINDA
Muhammed Zeyd
Muhammed Zeyd
Rize’de doğdu, Rize’de okudu ama Rize’li değil. İlâhiyat okuyup İlâhiyatları, Medrese okuyup Medreseleri, kitap okuyup kitapları eleştirenlerden. Edebiyat’ta “edeb” mücadelesi için, kitap yazmadan kitap eleştirmeni.
YORUMLAR
İçeriğe ait yorum bulunmamaktadır.
YORUM YAPIN
Â'mâk-ı Hayal