DOSYA

Büyük Kedilerin Günlüğü*

Büyük Kedilerin Günlüğü*
Dünya; üzerinde 7 milyar 400 milyonu aşkın insanın beslenme biçimlerine göre de çeşitlilik gösterebilen 8 milyon 700 bin kadar farklı türden sayılamayacak kadar çok canlıyla birlikte yaşadığı gezegen.  

İnsan,  fotosentez yapabilen canlılardan farklı olarak protein, yağ, karbonhidrat ve vitamin ihtiyacını dışarıdan karşılar. Holozoiktir, besini katı parçacıklar halinde alır ve omnivor olarak yani bazıları vejetaryen olsa da hem etçil hem otçul olarak beslenir.

İnsan, çiğ olarak meyve ve sebze yiyebilse de başta et olmak üzere birçok yiyeceği pişirerek tüketir. Ayrıca yetişkin bir beyaz erkeğin günlük 3 litre, yetişkin bir beyaz kadının da günlük 2,2 litre su ihtiyacı vardır. 

Gezegenimiz mevcut insan nüfusunun ve daha da fazlasının yiyecek ve içecek ihtiyacını karşılayabilecek donanımdadır. Ancak buna karşın 795 milyon insan her gece aç yatıyor. Her 12 saniyede bir 1 çocuk açlık nedeni ile ölüyor. Yaklaşık 1,5 milyar insan da sağlıklı içme suyundan mahrum bir şekilde yaşamaya çalışıyor.

Ayaklarını kullanarak hareket edebilen ve elleriyle yiyeceğe bir şekilde ulaşabilen insanların başlıca açlık ve susuzluk sebebi, coğrafi koşullardan ya da iklimden ziyade diğer insanlar tarafından engellenmeleri olmaktadır. Ülke sınırlarından arsa sınırlarına farklı buluşları olan insanlardan bazıları, mükellef bir sofranın ardından oturma odalarında çay eşliğinde patates cipsi atıştırarak televizyon izlerlerken, ana haber bültenlerinde küresel açlık, yoksunluk ve yoksulluğa dair görüntülerle karşılaşıp üzülebilirler.

 Sadece futbolda dönen paranın altıda biriyle açlık, kozmetik için harcanan paranın yüzde biriyle susuzluk önlenebilecekken, insan türünün egemenleri hiç oralı olmazlar. Çünkü bazı insanlar, her türlü lezzeti tadabilmenin, hazzın ve konforun doruklarında yaşayabilmenin yolunun başka insanların kaslarını, bedenlerini, alın terlerini ve emeklerini kullanmaktan geçtiğini bilirler. Nasıl olur da bir insan başka bir insan için konformizmin ve hedonizmin aracı haline gelebilir? İşte bu, güçlülerin zayıfları sistemli bir şekilde aç, susuz, yoksun ve yoksul bırakmasıyla mümkündür. 

Yiyecek ve içecekle arasına kitle imha silahları giren zayıf bırakılmış insanlar, karın tokluğuna kitle imha silahlarını kontrol eden güçlerin her dediğini yapmaya hazır hale gelirler. Hiçbir anne çocuğunu 600 metre derinlikte kömür çıkarırken göçük altında kalsın; kot taşlarken otuzuna varmadan ciğerlerini yitirsin ya da bir plaza inşaatında 27. katta çalışırken halatları kopan asansörle yere çakılarak ölsün diye dünyaya getirmez. Yine de bazı annelerin çocukları madene girer, bazı annelerin çocukları kot taşlar, bazı annelerin çocukları inşaat işçisidir.   

Herkesin çocuğu mali müşavir mi olsun? Elbette hayır! Yeryüzünün imar ve ıslahı için, artan nüfusun ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için mutlaka farklı iş kollarına, farklı mesleklere ihtiyaç duyulacaktır. Ancak bir mankenin podyumda 10 dakikada yürüyerek aldığı ücreti bir öğretmen 10 yılda zor alabiliyorsa burada ücretlendirmenin adil olduğundan kimse bahsedemez. Üstelik manken olmak mayoz bölünme, krossig-over ve döllenme neticesinde ortaya çıkan sonuca ilave bir çaba da gerektirmemektedir.

Tekerleği, buharlı ütüyü, ampulü vesaire icat eden insan için yine de en çok kazandıran buluş faiz olmuştur. Para satan insan, bulaştığı hücrenin enzim sistemini ve protein sentezi mekanizmasını kendi hesabına kullanan bir virüs gibi hiçbir emek sarf etmeden başka bir insanın tüm gayretine ortak olabilmektedir. Hatta faiz mekanizması öyle işler ki siz borcunuzu ödemek için çalıştıkça kendi terinizde boğulurken size para satanlar para içinde yüzerler.   

Sevdiği kıza kavuşamadığı için intihar edenler olsa da yetişkin erkek intiharlarında ödenemeyen faizli borçlar göz ardı edilemez.  Dünya da ki toplam para miktarı her zaman için faiziyle birlikteki toplamından daha az olacaktır. Bu durumda kim para basıyor ve bastığı parayı satıyorsa o parayı kullananları da bir şekilde boyunduruk altına alıyordur. İşte böylelikle, Pir Sultan Abdal’ın, “Demiri demirle dövdüler, biri sıcak biri soğuktu! / İnsanı insanla kırdılar, biri aç biri toktu!”  dizelerinin tecellisi gerçekleşiyor ve banka sahipleri faize düşürdükleri insanları etinden ve sütünden de istifade ederek posası çıkarılmış hale getiriyorlar. 

Gezegenimiz, nimet ve külfet paylaşımında bir denge gözetmeyen ellerin kontrolünde. Bu eller, hem karşılıksız para basmakta, hem para satmakta hem de fiyatlandırmada, ücretlendirmede, nimet ve külfet paylaşımında adaletsizliği bir strateji olarak izlemektedirler. Karaya vurmuş bir balinayı doğal yaşamın devamı adına kurtarmak için seferber olan egemenler ocakları söndüren faiz uygulamasını ekonominin vazgeçilmezi olarak görmektedirler. Çünkü bu egemenler için besine ulaşmanın en kolay yoludur.    

Dünya Siyasi Haritası’na bakan biri sınırları belirgin ve renklendirilmiş ülkeler görecektir. Dünyadaki üretim ve tüketim ilişkisinin, borçlanma ve para transferlerinin az çok farkında olan biri ise sınırların sadece yoksulları sınırladığını bilecektir. Ülkeler, hükümetler, yönetim şekilleri, yöneticilerin sivil ya da asker oluşu para satarak beslenen sermaye karşısında pek bir anlam ifade etmemektedir.  

Enerji kaynakları, enerji nakil yolları, okyanus ticareti, nükleer teknoloji, kitle imha silahları, uzay teknolojisi, bankacılık ve finans sistemi, medya ve iletişim sektörü, tatlı su kaynakları, tohum ve gıda sektörü ülkelerin egemenliklerini aşan küresel bir ağın kontrolündedir. Hükümetler bu küresel ağın içerisinde işlerin sorunsuz işlemesi için gayret ettikleri ve bu istikamette başarılı oldukları müddetçe işbaşında tutulmaktadırlar. Aksi durumda bir ekonomik kriz, askeri darbe ya da siyasi cinayetler kapıdadır.

Peki, ne olacak? Büyük Türk Mütefekkiri Orhan Gencebay ne diyor? “Yazıklar olsun kula kulluk edene!” Elbette vahşi kapitalizme onun kan emici yasal tefecilerine teslim olmayacağız. Elbette bu sömürü çarkından çıkmanın, nimet ve külfet paylaşımında adaleti tesis etmenin, komşusu açken tok yatanlardan olmamanın da bir yolu vardır.  Ancak 36-42 kuzey paralelleri, 26-45 doğu meridyenleri arasına sıkışmış bir dünya tasavvur ile küresel sömürü ağından çıkmak mümkün olamaz. Çözüm her renkten ve ırktan olursa olsun ezilen, sömürülen ya da olup bitenden rahatsız olan tüm insanların adalet ekseninde birlikteliğidir.   

*bir vahşi doğa belgeseli

YAZAR HAKKINDA
mb.
mb.
Okuma yazma öğrendiği günden beri okuyor, zaman zaman da yazıyor. biyoloji bölümü mezunu ama çiçeğin böceğin hakkının gözetilmesi için biyoloji bilmenin değil merhamet sahibi olmanın gerektiğine inanıyor. "allah'ını seven defanstan ayrılmasın" ve "dünya bir deplasman biz de yetimler gibiyiz" adlı iki kitabı var.
YORUMLAR
İçeriğe ait yorum bulunmamaktadır.
YORUM YAPIN