KÜLTÜR SANAT

Derviş ve Ölüm; Andrey Tarkovski

Derviş ve Ölüm; Andrey Tarkovski
Sinemada “sinemanın üstadı” denilecek pek az yönetmen vardır. Çünkü tarihselliği gereği sinema hızlı yol kat etmiştir ve diğer sanatlara göre çok daha fazla birikim elde etmiştir. Gelişen teknoloji ve küreselleşme ile beraber sinema 120 yılda belki de diğer sanatların daha fazla sürede elde edineceği tecrübeyi bu kısa zamanda elde etmiştir. Belki de bu yüzden bazen hantallaşmıştır da.

Sinemada ve sanatta az eserle adını duyurmayı başarmış sanatçı sayısı ise çok daha azdır. Ve sanırım bu biraz da Allah vergisidir. Borges’in tabiriyle “Tanrı size bir limon verdiyse onu sıkıp limonata yapmalısınız.” Bir limonata ne kadar iyiyse onu yapana o kadar güç katar.

Andrey Tarkovsky sadece 7 filmle sinema deyince akla gelen ilk yönetmenlerden oldu. Sadece 7 film. Borges’e gönderme yaparmışçasına şöyle der Tarkovsky; “Yeteneğimizi heba etmemeliyiz. Onu kendi malımız gibi görmeye hakkımız yok.”

İlk filmi Ivan’ın Çocukluğu’nda bir savaşın trajedisini anlatır bize. Ama bunu hiçbir savaş görüntüsü göstermeden sadece bir çocuğun peşine düşerek yapar. Ve dönemin otoritelerinin dikkatini çeker. Hatta belki de afallatır.

50’li yılların ortaları, hatta 60’lı yılların başından başlayan bir dalganın en güçlü kolu olacaktır. Sinema artık kişiselleşmiştir. Daha bireyseldir. Ve daha tanrısal… Bergman ve Jacques Tati ile başlayan sinemanın sarhoş edici ruhsallığı Tarkovsky ile doruğa ulaşır.

Sanat ona göre toplumsal değil bireyseldir. Sinema ve sanatla dünyanın değişeceğine inanmaz.

Ona göre sinema bir duadır ve insan yalnızca duası ile yaşar. Bu yüzden filmlerinde hep bir pişmanlık, arayış, bekleyiş ve ümitsizlik hakimdir. Ölüm filmlerinin atmosferinde kendini hissettirir. Çünkü, sanatın amacı insanı ölüme hazırlamaktır. Sanat bir anlamda insanın tanrıyla konuşması onunla bir içkinlik kurması demektir. “İnsanın inancıyla ilgili olarak mantıksal bir açıklama değil sanatsal bir imge bulması gerekir” der Tarkovsky. Ona göre insan, hayatını kulluk ederek doldurmalıdır ve filmleri bu kulluğun acıları, hüzünleri, pişmanlıkları arayışları ile doludur. Gözyaşları ile doludur çoğu kez. Biriken, bazen bir göl bazen bir çamur deryasına dönmüş gözyaşları ile… Bu sebeple su, Tarkovsky filmleri için vazgeçilmez bir metafordur. Çünkü su arındırır, temizler ve bizi bize gösterir. Sinemayı bir eğlence olarak görmez Tarkovsky. Ona göre sinema kalbe ve duyguya hitap etmelidir. Bu yüzden en entelektüel sanat da sinemadır. Filmlerinin uzun planlardan, ağır tiratlardan oluşması da izleyiciye bir mesaj buyurmaktan değil izleyiciye bir duyguyu hissettirmek istemesinden ileri gelir.

Sinema ve sanat, onun için insanları tanrıya yaklaştırmanın, insanların kalbine dokunmanın bir aracıdır. Bu yüzden didaktik eserlere, mesaj verici eserlere de karşıdır. O, insanın içindeki karanlık ve aydınlıkla, insanın inancı ve ümitleri ile ilgilenir. Bu yüzden tarih filmlerine, biyografik filmlere anlam veremez. Bir keresinde ona Dostoyevski romanlarını film yapma fikri verildiğinde bunu reddeder. Dostoyevski romanlarını bir film yapmak çok gereksizdir. Çünkü, zaten yapılması gereken şey yapılmıştır. Onun kişiliği hakkında, inancı ve şeytanı hakkında, çalışmaları hakkında bir film yapılmalıdır.

Kurgu, onun sinemasında karakterlerce yapılır. Yönetmen hikâyenin akışına herhangi bir müdahalede bulunmaz. İzleyici o an istediğini düşünebilir, hissedebilir. Bu bağlamda Zizek’in tabiriyle “en sapkın sanat” onun filmlerinde bir terapiye dönüşür.

Filmleri hayatın kendisi gibidir. Olduğu gibi, hiçbir müdahale geçirmeden… Zaman bütün ağırlığı ile kendini hissettirir. Belki ufacık bir farkla… Zaman, Tarkovsky’e göre mühürlenebilir bir sandığa konabilir. O sandık sinemadır. Zaman ayrı karakterler için ayrı ağırlıkta ve uzunlukta olabilir. Bu yüzden bazı küçük geçişler ve tekrarlamalarla zamanın göreceliği de vardır onun filmlerinde. Ama yapaylıkla değil, olabildiğince doğallıkla.

Sineması, modernliğin ve modernitenin sevmeyeceği türdendir. Çünkü filmlerinde hız yoktur, cinsellik yoktur, kör göze parmak batırırcasına anlatmak, mesaj vermek, hiçbir açıklık bırakmadan her şeyi izleyiciye söylemek yoktur.

Röportajlarından derlenen Şiirsel Sinema kitabındaki şu alıntı filmlerinin temel mantalitesini anlamamız için bir ipucudur.

“Hakikat şu ki bugünün dünyasında insanlar her şeyin karşılığını almak istiyorlar. Bunun kelimesi kelimesine paraya karşılık olması gerekmiyor. Ama ahlaklı bir davranış göstere bir insan, ahlaklı bir insan olarak tanınmak istiyor. Modern insanın bakış açısı bu, ben bunun manevi bir hayatı kaybetmekten kaynaklandığını düşünüyorum.”

Filmleri pek çok insan için anlaşılmazdır. Ama o ısrarlar filmlerinin gayet açık olduğunu söyler. Haklıdır da. Hollywood kültürü ile beslenmiş, sinema alışkanlığı her 5 saniyede bir değişen görüntülerin kurgulanması ile kazanılmışsa bu gerçekten zordur. Tarkovsky filmlerinin çocuklar tarafından daha iyi anlaşıldığını, şimdiye kadar çocuklara taş çıkartacak bir eleştirmene rastlamadığını söylüyor ve ekliyor; çocuk olmanız gerekiyor.

“Ayna – Zerkalo” filminin Moskova’daki galasında yaşananlar filmlerinin nasıl ve kimler tarafından anlaşılacağına dair ilginç bir anıdır. Film sonrası Tarkovsky’ye filmle ilgili birçok soru sorulur. Eleştirmenlerin filmi tartışması o kadar uzar ki bir ara temizlik görevlisi kadın salona girer ve salondakilere, salonu temizleyeceğini, işlerinin ne zaman biteceğini sorar. İçerdeki eleştirmenlerden bazıları kadına “burada çok karmaşık ve anlaşılması zor bir filmi tartışıyoruz, ne zaman biteceği belli olmaz” gibilerinden bazı şeyler söylerler. Bunun üzerine temizlikçi kadın “bunda bu kadar anlaşılmayacak ne var ki?” diye sorar. Bunun üzerine oradakiler şaşkın bir şekilde kadına filmden ne anladığını sorarlar. Kadın: “Sevdiklerinin ve onu sevenlerin hakkını asla ödeyemeyeceğini düşünen ve onları yeterince sevemediğini düşündüğü için vicdan azabı ve acı çeken bir adamı anlatıyor film” der. Bunun üzerine orada bulunan ve Rusya’nın yönetmen ve eleştirmen olarak önemli sinema adamları Tarkovsky’ye bakarlar. Tarkovsky “bu sözlere ekleyecek başka hiçbir şeyim yok” der ve konuşmayı bitirir. Benzer şekilde bir taksici de bir gün ona onun filmlerinin kendisini ne kadar etkilediğini söyler.

En nihayetinde sinema, onun için manevi bir terapidir. Sanat, doyumsuz bir manevi açlıktan doğar onar göre. “Ne olursa olsun bir meta olarak tüketilmek istenmeyen her türlü sanatın amacı, hiç şüphesiz kendine ve çevresine, hayatın ve insan varlığının amacını açıklamak, yani insanoğlunun gezegenimizdeki varoluş nedenini ve amacını göstermek olmalıdır. Hatta belki de hiç açıklamaya bile kalmadan onları bu soruyla karşı karşıya bırakmalıdır” der.

Bu yüzden Tarkovsky sadece 7 filmle sinemanın en büyük yönetmenlerinden birisi olmayı başarmıştır.

YAZAR HAKKINDA
Fatih Çalışkan
Fatih Çalışkan
Genç İstikbal Dergisi Yazarı
YORUMLAR
İçeriğe ait yorum bulunmamaktadır.
YORUM YAPIN