GÜNDEM

Dünyayı Uyutma Yöntemi ''3 F''

Dünyayı Uyutma Yöntemi ''3 F''
3 F yöntemi nedir? Portekizli, dönemin diktatör lideri olan Salazar'ın halkının baskıcı yönetimine isyan etmemesi uğruna oluşturduğu bir yöntemdir. 3 F ' in açılımları değişik şekilde yorumlanmıştır ama en sade olarak Football, Fiesta, Fado yani: Futbol, Festival ve Kadın. Bu yöntem aslında sadece o zamanda kalmadı günümüzde de fark ettiyseniz bu yöntemler kullanılır. Nasıl mı?

 

Futbol:  İnsanoğlu sürekli kendine rakip arayıp üstünlük kurmak ister bunun günümüzdeki en medeni hali ise futboldur. Tabi medeni derken neye göre medeni olduğu tartışılmalıdır. Aslında ilk başta futbol oynamak veya izlemek iyi bir aktivite ve stres atma yöntemi olarak görünse de bilinçsiz bir şekilde yapıldığı zaman stres atmaktan ziyade stres toplamak için yapılan bir aktivite halini alıyor. Nasıl mı oluyor? Desteklediğin takım yendi diyelim karşı takım taraftarı laf attı diye bir tartışma oluyor, tutuğunuz takım yenildi diyelim bu sefer yok hakem taraf tuttu veya yine karşı takımın taraftarında suç bulunuyor yani her iki durumda da bir tartışma durumu oluyor ve kendisinin ilgilenmesi gereken başka işleri varken, olmasa da yaşayabileceği bir durum için kendini oyalamış oluyor.

Hiç dikkat ettiniz mi derbi akşamlarında dünyada neler yaşanıyor? Kupaya ulaşmaya ramak kaldığı günlerde gündem nasılda geriliyor farkında mıyız? Ağlarla buluşan futbol topu çoğu insan için, kıyıya vuran insan bedenlerinden daha önemli bir gündem konusu oluyor. Bu sosyal dramları takip edenlerin sayısı, futbol maçlarını takip edenlerin sayısından fazla olmadığı kanaatine kolaylıkla ulaşılabilir. Peki, bu işin içinde olanlar yani organize edenden tutup oyuncusuna kadar bu insanlar ne yapıyor? Tabi ki parasını alıyor ve yaşamaya devam ediyor hiçbir sıkıntıları olmadan. Aslında sıkıntı olan ise basit bir eğlence unsurunun büyük tartışmalara, kavgalara dönüşmesidir. Ülkemizde çok yaşanmasa da birçok ülkede Holiganizm mağdurlarının sayısı hayli fazladır.



Festival:  İnsanoğlu nefisle yaşadığı için sürekli nefsinin hoşuna gidenleri yapmak ister çünkü nefis, basiti olanı ister. Festivallerde o dönemlerin kaçınılmaz eğlencelerindendir (1900'lerden bahsediyoruz). Festival zamanlarında halk çalışmayı bırakır, sadece eğlenmenin tadını çıkartırlar. Bütün gece veya bütün hafta müzikler, danslar, yiyecekler, içecekler... Kısacası nefse güzel gelebilecek her şey. Bu kadar nefse hoş gelen durumlar yanında beyin; hâlini düşünür mü? Bir gün eğlendirirler iki ay boyunca var gücüyle çalıştırılırlar veya daha fazla festivaller için daha fazla vergi toplarlar vs... Günümüzde artık o denli festivaller olmuyor ama eğlenceyi farklı boyutlara sokup her vaktimize koydular. Misal ne olabilir bunlar? Televizyon icat edildi ilk üretim amacı haberlerin inandırıcı olması için görüntülü haber yaymak olsa da günümüz de onlarca kanal var ve hepsi 7/24 açıklar. Üstelik haber servisinin dışına çıkarak farklı farklı zevklere hitap eden programlar var. Bir insan televizyon karşısına geçip bütün gün ona odaklanabilir duruma getirildi. Tek televizyonda değil bilgisayarlar, oyun konsollar, telefonlar da bu kategoriden sayılabilirler. Hiç fark ettiniz mi bilgisayar oyunları hangi tarihlerde piyasaya sürülüyor? Ekim ve Kasım aylarında piyasaya çıkan oyunlar kurgularıyla daha fazla kişiye hitap eder türden. İş veya okul zamanlarının, insanın daha yeni yeni alıştığı kendisini bir tempoya oturttuğu zamandır bu dönem. Genelde bu zamanlarda piyasaya sürülen oyunlar, seri oyunları olur. Bir önceki seneden gün sayarak beklenen bu oyunla buluşan oyuncu saatlerini hatta günleri gözünü kırpmadan feda edebilir. "Game Over" yazısıyla birlikte oyuncuya geride kalan; garip bir mutluluk, yorgunluk ve oyunu oynarken umursamayıp kırdığı kalpler oluyor. Tekrardan dış dünyaya yetişmeye çalışıyor ama sanal alemde çok vakit harcadığı için başarı ona uzak kalıyor. Başarı duygusu için tekrar sanal aleme dalıyor ve bu döngü böyle devam ediyor.

           

Örnek her ne kadar bilgisayar oyunları üzerinden verilse de, sanal alemin alternatifleri çok fazla, geride bıraktıkları ise hemen hemen aynı şeylerdir. Eğlencenin mutedil olanı makbuldür.

Kadın: Fado birçok anlama gelebilir ancak bunların arasında en sade olanı kadın(veya karşı cins) oluyor. İnsanoğlu yapısında inanmak, sevmek gibi dürtüler bulunur. Bu madde esas olarak bu dürtüleri kullanarak kişileri, mecburiyete dayandırarak kullanma yöntemidir. Bu yöntem Hasan İbn. Sabbah tarafından da kullanılmıştır ve haliyle başarılı olmuştur. Günümüzde bu yöntem her türlü amaç ve yöntemde kullanılır. Özellikle televizyonlarda her saniye bulunan reklamlarda, filmlerde veya sosyal medyada ilgi çekme amacıyla en çok kullanılan karakter kadındır. Bu yöntem ilk bakışta zararsız gibi görünse de insanların bilinçaltında geçmişten beri gelen dürtülerden biri ne yazık ki karşı cinslerine olan zaaflarıdır. Herhangi bir ürün reklamında, ürünü pazarlamak için insanın bu zaafı kullanılsa bireyler bu palavralarda inanır ve reklam tuzağına düşmeleri muhtemeldir, bu kullanma şekli sadece ürün üzerinde de olmayabilir. Verdiğimiz örnekte olduğu gibi Hasan İbn. Sabbah; fedai diye isimlendirdiği bölüğünü, dünya yaşamının bazı zevklerini henüz yaşamamış kişilerden seçerek kurmuştur. Bu askerlerine alkol ve uyuşturucularla beyinlerini uyuşturarak sarayın da cariyelerle oluşturduğu bahçeleri, cennet bahçeleri adı altında fedailerine ''Yapacakları işler karşılığında hurilerle evleneceklerini'' söyleyerek istediğini yaptırdığı hatta bazı kitaplarda Nizamülmülk'ü çadırında suikastla öldüren kişinin bu fedailerden biri olduğu da söylenir. Bunların yanı sıra günümüzde ki genç neslin, önceliklerini seçememekten kaynaklanan karşı cinsi etkileme arzusu var. Bu sebeple vakitlerinin çoğunu dikkat çekmek için çeşitli mekânlarda, fuzuli israflarla harcıyorlar. Genç beyinlerini kafe köşelerinde, sokak başlarında eriten kıymetli gençlerimizin, gelecekte maddi ve manevi pek çok sıkıntı çekmeleri ise kuvvetle muhtemeldir.

Bu yöntemler, bilinçsiz bir bireye veya topluluğa kullanılırsa himaye altına alınmaları kaçınılmaz bir gerçek olur. Bu tür oyunlarla uyutulmuş bir kuşağın olduğu bir ülkede kalkınma nasıl olabilir? İnsanoğluna Allah tarafından hediye edilen en büyük nimetlerden biri de akıldır.  Kişinin, Allah'ın kendisine vermiş olduğu bu özelliği kullanmadan Allah'a tevekkül etmesi doğru değildir. Tevekkülün sırası ilk önce düşünmek, düşünceyi fiil hâle getirmek en son Allah'a sığınmaktır. Aklı kullanmayıp başkalarının fikirlerini düşünmeden kabul etmek acizliktir. Bu durum İslam’da ve İslam toplumunda uygun görülmez, diğer bir deyişle beyin bedava diye rafa kaldırmanın mânâsı da yoktur. Kısacası, her işin başında eğitim vardır. İlahi ilk emir "Oku"dur, Oku ama seni yaratan Rabbinin adı ile oku... Eğitimsiz bir birey kötü propagandalara maruz kalırsa her türlü şerre maşa olarak kullanılabilir. Bu sözümüze günümüzden basit bir örnek olarak canlı bombaları gösterebiliriz. Bir Müslüman bilinçli olmalı ''Yaşım geçti, Ne işim olur o işlerle, Dünyevi işlerle uğraşmak gereksiz…'' gibi cümleler kurup dünyadan elini eteğini çekmemeli. Bilakis ahireti unutmadığı gibi dünyayı da unutmamalı. Hakkı hâkim kılmak için çalışmalıdır.







 

YAZAR HAKKINDA
Salih Muratcan Koşar
Salih Muratcan Koşar
Samsun doğumlu. Anaokulu eğitimine şiddetle karşı çıkmış ve okumamış, ilkokul,ortaokul ve lise eğitimlerini ise Samsun'da tamamlamıştır. Lisans eğitimine Gümüşhane Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde başlamıştır ve Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde tamamlamak üzere devam etmektedir.
YORUMLAR
İçeriğe ait yorum bulunmamaktadır.
YORUM YAPIN