DOSYA

Edeb-i Yaşamak

Edeb-i Yaşamak
Millet, edebiyatı olan topluluktur.

Honore De Balzac

Bir milletin edebiyatı yoksa o milletin hiç bir şeyi yok demektir.

Necip Fazıl Kısakürek

Bana edebiyatını söyle sana nasıl bir millete mensup olduğunu anlatayım.

Cengiz Aytmatov

Girişten de anlaşılacağı üzere yazı boyunca edebiyat konusuna sağlı sollu dokunuşlar gerçekleştirerek payımıza düşeni almaya gayret edeceğiz.  Yani müsadenizle bir miktar edebiyat yapacağız. Edebiyat yapılır mı, yaşanır mı, yenir mi, içilir mi? Bilmem. Bu, fıtrata göre de değişkenlik gösterebilir bir şeydir sanırım. Bu açıdan bakıldığında oldukça renkli bir dünyadır edebiyat dünyası. Çıldıranlar, intihar edenler, tüm yaşamı aramakla geçenler, kumarbazlar, alkolikler, yolu hakikat ile kesişenler, bir milletin dili olma şerefine nail olanlar boy gösterirler bu vitrinde.  Aşklar, heyecanlar, hırslar, karşılıksız duygular, nefretler, ideolojiler, iyilikler ve güzellikler insana özgü bir kıvamda yer bulur edebiyatın arka sokaklarında. 

Asya'dan, Avrupa'dan ve Türkiye'den edebiyat tarihinde isimleri uzun yıllar unutulmayacak üç önemli şahsiyetten birer cümle almak koşulu ile edebiyat olayının ne denli bir karşılığı olduğunu vurgulayarak konuya girelim istedim. Şayet edebiyatın gündelik yaşamda ve dünya sathında ne anlama geldiğini kavrayamazsak yapacak olduğumuz okumaların doğru temele monte olması çok mümkün olmayacaktır. Yine Namık Kemal bir insanın kelime dağarcığı ile zekâsının doğru orantılı olduğu cümlesini kurmaktan sakınmamıştır. Bu yönüyle edebiyat, hem insan teklerince hem de tarihte var olma iddiasını sürdüren milletlerce gerekli özeni/önemi ve hassasiyeti muhakkak görmelidir.  Bir milletin edebiyatı güçlü ise o millet güçlü kuvvetli ve şahsiyetli bir millettir keza tersi durumda da aksi söz konusudur.  Edebiyata dair inceliklerle dolu dünyaya girmemizi mümkün kılacak kapıyı bir miktar daha aralayabilmek adına kısa bir hikâye paylaşmak istiyorum. 

New York'ta, Brooklyn Köprüsü üzerinde dilenen kör bir dilenci vardır ve bu bir şairin dikkatini çeker. Dilencinin boynunda asılı bir tabela mevcuttur. Şair, dilenciye günlük kazancının ne kadar olduğunu sorar.  Dilenci ortalama sekiz – on dolar şeklinde cevap verir.  Şair bunun üzerine , “size para veremeyeceğim ama bir başka şekilde yardımcı olmaya çalışacağım tabi kabul ederseniz” der. Dilenci şaşırır yine de kabul eder teklifi.  Şair, dilencinin boynuna asılı olan tabelayı ters çevirerek bir cümle yazar ve şöyle der dilenciye;  "kazancınızı arttıracak bir şeyler karaladım, bir kaç gün sonra yine geleceğim sonucu bana söylersiniz”. Aradan birkaç gün geçer ve şair dilencinin yanına uğrayarak kendini tanıtır. Dilenci, görmeyen gözlerinin içi gülecek şekilde teşekkür eder şaire. Kazancının beşe katlandığını söyler ve ne yazdınız tabelaya lütfen söyler misiniz diye ekler.  Şair şöyle der;  Tabelada, “doğuştan körüm, yardım edin .. cümlesi vardı  bense yine bahar gelecek, ama ben çiçekleri göremeyeceğim” yazdım der.  Her şeyin daha iyi anlatılabileceği bir yol vardır ve tam da burada devreye giren şey edebiyattır. 

Tanım olarak edebiyattan bahsederken duygu ve düşüncelerin estetik bir şekilde ifade edilmesi cümlesine muhatap oluruz. Sözlü yahut yazılı olarak özgün bir dil kullanmak, seçerek sıralanan sözcüklerin birbirine yakışmasını sağlamak anlaşılabilirliği arttıracağı için bireysel ilişkilerin yanı sıra topluluklar arasında ki soğuma ve ön yargı kaynaklı iletişim kopukluklarının giderilmesine de hizmet eder. Bu yönüyle edebiyat, insanoğlunun biyolojik olarak sahip olduğu bir et parçası olan dilin mana karşılığını temsil eder desek ıskalamış olmayız sanırım. 

Fakülte birinci sınıfta inkılap tarihi hocamıza bahsini edeceğim konuyu işlediği sırada “Çerkez Ethem’in yıllarca dağda düşmana karşı savaşmasına karşın sonradan isyan etmesini ve yunanlara sığınmasını idrak etmekte zorlanıyorum hocam” demiştim gayri ihtiyari. Niyetim, dönemden ve şartlardan biraz daha detay vererek bahsetmesini sağlamaktı. Sebebi bu mudur bunu kesin bilme şansım yok ama sanırım art niyetli olduğum düşüncesi ile hocam beni peş peşe defalarca bırakmıştı inkılap tarihi dersinden. Dördüncü yıl yine bir İnkılap Tarihi final kâğıdını doldurduktan sonra en alt kısma şöyle bir not eklemiştim; “Bize, tarihimizi ve genel kültürümüzü kalıcı bilgiler eşliğinde öğrettiğiniz için dersten geçsem de kalsam da teşekkürü borç bilirim hocam”. Sanırım tarih dersinde edebiyat yapmıştım ve bu işe yaramıştı. Eklediğim notun ne kadar etkisi olmuştu bilemiyorum ama final kâğıdım geçmeme yetecek olandan fazla puan toplamayı başarmıştı. 

Toparlamak gerekirse; iş kolunuz, eğitim gördüğünüz alan, hayatta ki konumunuz, sorumluluklarınız, duygularınız ve düşünceleriniz ne âlemde olursa olsun tamamı edebiyatla olan ilişkiniz nispetinde (kendisine) alan açmayı başaracaktır. Yani edebiyat, hayatın tamamı ile doğrudan ilişkilidir. Edebiyat ruha nefes aldıran bir şeydir. Cemil Meriç; “insanlar kötüydü kitaplara sığındım” derken, Sait Faik; “yazmasaydım çıldıracaktım” der. Ve acıtır bazı şairlerin intihar etmemek adına şiir dökmeleri yüreklerinden.

YAZAR HAKKINDA
Yavuz Selim Sürer
Yavuz Selim Sürer
1985'de Mersin'de dünyaya gözlerini açtı. Balık sevdasına tutulunca Sinop'a geçti. Sinop su ürünleri fakültesinde tükettiği günler karşılığında diploma almaya hak kazandı. Ticaret ehli olmak istedi ama hayat onu bir grup arkadaşı ile su ürünleri mühendisleri adına giriştiği hak, yetki, istihdam mücadelesiyle memuriyete sürükledi.
YORUMLAR
İçeriğe ait yorum bulunmamaktadır.
YORUM YAPIN