DOSYA

Ezilenden Yana Estetik Bir İsyan: Edebiyat

Ezilenden Yana Estetik Bir İsyan: Edebiyat
‘’Güneşin, denizlerin, rüzgârların enerjisinden yararlanabiliriz. Ancak, sevginin enerjisinden yararlanmayı öğrendiğimiz gün, ateşin keşfedildiği gün kadar önemli olacak.’’ (Paulo Coelho)

‘’İçinde çok sayıda şair ve müzisyen olan bir şehre düşman olmak felakettir.’’ (Lucius Mestrius Plutarchus)

‘’Bir ulusun türkülerini yapanlar, yasalarını yapanlardan daha güçlüdür.’’ (William Shakespeare)

Kâğıda süzülenleri kalemden bilir herkes; oysaki mürekkebi kalpten olmayan kalem mi olur kardeşim. Tabi ki edebiyat, kalemden, divitten ve papirüsten bilenler o en nadide dizeleri sosyal medya avcılığı vesilesiyle kullananların sayısı arttıkça çocukların gözyaşlarını, zalimin alnına mıh gibi saplayan kalemler de değerini yitirir oldu. Hatta düzeni ciğerlerine kadar çekmiş olmalılar ki, kafiyesiz şiire bile diş biler oldular… Göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine bakarak, yeryüzünü bir döşek, rezidansları, tokileri, yüksek yüksek binaları direk kazık gibi diken insanlık, kaybettiği o ruha kavuşmak mecburiyetindedir. O ruhtur ki yer geldiğinde şapkasını önüne koyup ‘’kelebeklerin bile çocuklardan daha uzun yaşadığı bir coğrafyada size hangi şiiri yazayım’’ demek, diyebilmek umududur.

‘’Edebiyat nedir’’ sorusuna cevap bulmak elbette kolay olmayacak. Hele ki zarif yalanların, en boynu bükük hakikatleri paspasın altına süpürdüğü bir dönemde, hele ki tüketmekten mutluluk yontan bir toplumda edebiyatın hükümetlere ve şirketlere devredildiği dönemlerde hiç kolay olmayacak, biliriz. Ve biliriz ki ‘’halk aşksızdır, şiirden yoksundur ki sokaklar banka dükkânlarıyla doludur.’’ Ve yine biliriz ki raydan çıkmış bir dünyayı yola getirecek olanlar da yine; kalbinden şiir damlayan çocuklardır. Işıkta mendil satarken akan burnunu koluyla silen o çocuklar… Mitralyöz seslerinin çocuk hıçkırıklarını bastırdığı bir dünyada, her kalbe nasip olmayacak bir ruhun protestosudur edebiyat; yukarıdan aşağı, soldan sağa. Estetik bir isyandır edebiyat, ezilenden yana. İtaat değil, isyandır dibinde gezdiği uçurum. 

Edebiyat mı nedir?

Aliya İzzetbegoviç anlatıyor: ‘’1941... İtalyan savaş uçakları, Saraybosna' ya yaklaşırken, sirenler çalardı. Herkes panik halinde sığınaklara kaçar, bense Halide ile buluşmaya koşardım. Issız sokaklarda dolaşır, parklarda otururduk. Şehirde yalnızca ikimiz vardık. "korkma bize hiçbir şey olmayacak" derdik. Bombardımanlar sıklaşmıştı. Böylece biz daha çok buluşuyorduk. Sanırım, şehirde sirenlerin çalmasından yalnızca ikimiz memnunduk. Felaketi haber veren sesler, bizim aşk şarkımızın uvertürüydü.’’

Âşık Veysel’in eşi Esma, başka bir adama âşık olur ve kaçmaya karar verir. Gece uyumak için yataklarına girdikten sonra eşi kalkar, bohçasını da aldıktan sonra pabuçlarını giyer ve ardına bakmadan kaçmaya başlar. Biraz aradan sonra ayağına bir şeyin vurduğunu fark eder. Pabuçlarını çıkarttığında gördüğüne inanamaz. Âşık Veysel'in tüm parası oradadır. Kaçacağını anlayıp sahip olduğu her şeyi eşine bırakmıştır. Ayrıca parayla beraber bir kâğıt bulur ve o kâğıtta şu yazar; "Al bu para ananın ak sütü gibi helal olsun, gittiğin yerde kendini ezdirme. Bir de güzelliğin on para etmez bu bendeki aşk olmasa...”

Leylâ’sı uğrunda ve onun aşkı ile çöllere düşen Mecnûn, Leyla’nın diyarından gelen salyaları akan, tüyleri dökülmüş bir köpeği seviyor, okşuyor ve gözlerinden öpüyordu. Bu hali gören birisi ne yaptığını merak edip sorunca Mecnun: ‘’Bu gözler Leyla’yı gördü.’’ der.

YAZAR HAKKINDA
Abdulkadir Karaduman
Abdulkadir Karaduman
Türkiye'de Cizreli, Dünyada Gazzelidir ve de tüm dünyanın, inananların ortak vatanı olduğuna inanır. Şahadet eder ki; dünyanın öte ucunda bir insanın yediği yumruğu kendi suratında hissedenler, işte onlar müstesna...
YORUMLAR
İçeriğe ait yorum bulunmamaktadır.
YORUM YAPIN