GÜNDEM

Fetih Müjdesi ''Şam'ın Kırmızı Köşklerinden San'a Kapılarına''

Fetih Müjdesi ''Şam'ın Kırmızı Köşklerinden San'a Kapılarına''
Arapça kökenli olan fetih kelimesi, “açma, yol gösterme, hüküm verme, galibiyet ve zafere ulaştırma” anlamlarına gelmektedir. Terim olarak ise; İslâm tarihindeki savaşlar hakkında cihâd kelimesine benzer şekilde, Müslümanların, Gayri-Müslimlerden gerçekleştirdikleri toprak kazançlarını tarihte ve günümüzde bilinen diğer istila ve sömürü savaşlarından ayırmak amacıyla kullanılmıştır. Bu ayrım yapılırken başvurulan kaynak ise, Müslümanların geçmiş ve gelecekteki maddi ve manevi zaferlerinden bahseden Feth sûresidir. 

İslâm tarihinde fetih kavramı, daha çok mecazi anlamıyla kullanılmış, kullanılması tavsiye edilmiştir. Teknik olarak, başka bir devletin insanlarını, topraklarını ve mallarını İslâm Devleti’nin topraklarına katmak, ilhak etmek şeklinde değil de; insanların kalbini ve yolunu İslâm’la kesiştirme amacı güdülmüştür. Kısaca, İslâm fetihlerinin esas gayesi i‘lâ-yi kelimetullah olmuştur diyebiliriz. 

Bir Örnek

Medine’nin savaşsız fethedilmesi hakkında Resûlullah’ın, “Ülkeler ve şehirler zorla alınır; Medine ise Kur’an ile fethedilmiştir” buyurduğu rivayet edilir. Bu mecazi kullanımı gösteren Kur’âni delil ise Feth sûresinin, “Biz sana doğrusu apaçık bir fetih ihsan ettik…” mealindeki âyetidir çünkü bu ayet ve daha sonra gelen ayetler askeri bir zaferin değil, Hudeybiye Antlaşması’nın akabinde inmiştir. Birçok sahabe, en önde de öfkesiyle tanıdığımız Hz. Ömer, bu antlaşmayı; Hz. Peygamber’i ve İslâmiyet’i küçük düşürücü mahiyette bulmuş ve bu durum onları hoşnutsuzluğa sevk etmişti. Halbuki Peygamber, insanların Allah’ın davetine en çok barış ortamında kulak vereceğini bildiği için Mekkelilerin önerilerini kabul etmiş ve antlaşmayı imzalamıştı. Nitekim onun bu görüşü vahiyle desteklenmiş ve Hudeybiye Antlaşması, “feth-i mübîn” (apaçık bir fetih) olarak nitelendirilmiştir.

Kayanın Müjdesi

Uhud Gazvesi sonrasında, Mekkeli müşriklerin üzerlerine gediği haberini alan Resûlullah, savaş hazırlıklarına başladı. Uhud’da alınan dersten sonra kuşatma altında kalmak, açık arazide çarpışmaya tercih edildi ve ittifakla şehrin içeriden savunulması kararlaştırıldı. Yiyecek ve içecek ihtiyacını karşılayacak her şey mevcuttu. Kureyş ve müttefiklerinin çokluğu hakkında alınan haberler üzerine savunmaya takviye için şehrin çevresinde uygun yerlere hendek kazılmasına karar verildi; bu fikir Selmân-ı Fârisî’nin teklifi üzerine kararlaştırıldı. Hz. Peygamber, muhacir ve ensardan bazı sahabelerle birlikte hendek kazılacak yerleri tespit etti. Kazı sırasında da zaman zaman kendisi için kurulan çadırından çıkıp bizzat çalıştı. 

Kazı işi devam ediyordu. Bir ara, sahabeler sert bir kayaya rastladılar. Onu parçalamaya uğraşırken balyoz, kazma kürek gibi bir sürü aletleri kırıldı. Yine de taşı parçalayamadılar. Durumu, o sırada çadırının içinde dinlenmekte olan Resûlullah Efendimize haber verdiler: - ‘’Ya Resulullah! Hendeğin karnında karşımıza ak bir kaya çıktı. Onunla uğraşırken, bütün demir araçlarımız kırıldı, aciz kaldık. Kayanın yanından bir miktar sapalım mı, yoksa bize bu hususta vereceğiniz bir emir var mı?’’ Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, Selman-ı Farisî`nin balyozunu aldı. "Bismillah" diyerek kayaya bir darbe indirdi. Kayanın üçte birini yerinden kopardı ve "Allahu Ekber, bana Şam (Bizans)`ın anahtarları verildi! Vallahi, ben şu anda Şam`ın kırmızı köşklerini görüyorum" buyurdu. Sonra, yine "Bismillah" deyip kayaya ikinci darbeyi indirdi. Kayanın üçte biri daha parçalandı. Yine, "Allahu Ekber, bana Fars (İran)`ın anahtarları verildi! Vallahi, şu anda ben, Kisra`nın Medâin şehrini ve onun beyaz köşklerini görüyorum" buyurdu. Ondan sonra üçüncü defa yine, "Bismillah" deyip balyoz ile vurdu. Kayanın geri kalan kısmını da yerinden kopardı. Yine, "Allahü Ekber, bana Yemen`in anahtarları verildi! Vallahi, şu anda ben, San`a`nın kapılarını görüyorum" buyurdu.

Efendimiz’in verdiği bu haberler karşısında Selman-ı Farisi:

- ‘’Doğru söylüyorsun, ya Resulallah! Seni hak din ve kitapla gönderen Allah’a yemin ederim ki, o yerler aynı senin anlattığın gibidir.’’ demesi üzerine Efendimiz:

- ‘’Ey Selman! Bu fetihleri Allah, benden sonra sizlere nasip edecektir. Şam muhakkak feth olunacak, Herakliyus, ülkesinin en uzak yerine kadar çekilecek! Bütün Şam’a siz hâkim olacaksınız. Hiç kimse size karşı koyamayacak! Yemen muhakkak feth olunacak. Şu doğu diyarı (İran) da feth olunacak ve Kisra öldürülecek!’’ buyurarak buraların i’lâ-yı ke¬limetullâh ile şerefleneceğini müjdeleyerek, gelecek zaferle¬rin heyecanıyla, mü’min gönüllere ümit aşılamıştır.

Daha sonraları Selman-ı Farisi’nin: ‘’ Ben bunların hepsinin gerçekleştiğini gördüm. Halbuki, Hz. Peygamberin söyledikleri münafıklara ulaşınca, münafıkların: ‘’Biz canımızı kurtarmak için hendeklere sığınıyoruz. O bize Fars ve Rum ülkelerinin saraylarını vaad ediyor.’’ diye söylenmeye başladıklarını aktarmıştır. Buna rağmen Efendimizin haber verdiği bütün bu fetihler Hz. Ömer ile Hz. Osman zamanında bir bir gerçekleşmiştir. 

Kur’ân-ı Kerîm ve Efendimiz’in hadislerinde daha birçok yakın gelecekten, Müslümanların akıbetlerinden haber verilmiştir. Biz Müslüman gençlere düşen ise bunların zaten gerçekleşeceğine iman ederek rehavete kapılmak veya bu tür haberleri hamasi bir yaklaşımla tartışma ortamlarına meze etmek değil; haberlerin gerçekleşmesi yolunda mücadele etmekten geri durmamak, bu yolda alacağımız ecri kovalamak olmalıdır. Allah’ın vaadi bizlerin gevşekliğinden ötürü gecikmez, biz gevşekliğimizden ötürü Allah’ın vaadini kaçırırız. 

YAZAR HAKKINDA
Said Böyük
Said Böyük
Genç İstikbal Dergisi Yazarı
YORUMLAR
İçeriğe ait yorum bulunmamaktadır.
YORUM YAPIN