KÜLTÜR SANAT

Gelin İman Edelim

Gelin İman Edelim
Gelin İman Edelim

Gelin îmân edelim, Ömer’in Allah’ına! O Ömer ki, Mısır ehlinin batıl inançlarını yok etmek için Nil Nehri’ne mektup gönderen. 

“Müminlerin Emiri Ömer’den, Mısır ehlinin nehri Nil’e! Sen kendi isteğinle akıyorsan, akma! Ama Tek ve Kahhar olan Allah seni akıtıyor ise, o zaman biz Tek ve Kahhar olan Allah’tan seni akıtmasını istiyoruz!”

Gelin îmân edelim, Sa’d bin Ebi Vakkas’ın Allah’ına! O Sa’d ki, Medain’in fethine giderken Dicle nehrinin yanında okuduğu hutbeden sonra ordusuna şöyle söylemelerini emreden; “Allah’tan yardım diliyor ve O’na Tevekkül ediyoruz. Allah bize yeter. O, ne güzel yardımcıdır. Güç ve kuvvet sadece Yüce ve Büyük olan Allah’tan’dır.”

“Bunu söyledikten sonra atıyla Dicle nehrine atıldı, arkasından da askerler atıldılar. Askerlerden tek bir kişi bile geride kalmamıştı. Nehrin içinde, normal toprakta ilerler gibi ilerlemeye başladılar, öyle ki nehrin iki yakası arasını doldurmuşlardı. Atlılar ve askerlerden su gözükmüyordu. İnsanlar suyun üzerinde iken, yerde ilerliyormuş gibi kendi aralarında konuşuyorlardı. Bunun sebebi ise onlarda oluşan itminan, güven hissi ve Allah’ın emirlerine, vaadine, yardımına ve desteğine güvendikleri içindi.” Allahu Ekber! Allahu Ekber! Allahu Ekber!

“İman kalbe tam yerleştiğinde, Rabbinin razı olacağı her ameli yapma isteği artar ve Allah yolunda sıkıntıları göğüslediğini ve zorluklarla baş edebildiğini görürsün. Canlı iman, insanın içindeki gizli gücü uyandırır ve artık o kişiyi sürekli olarak kendisinden daha kuvvetli zorluklara karşı gelebildiğini görürsün. Bu şekilde, imkanların ötesinde işler başarır.”

Hülâsatû’l-beyân, Îmân varsa imkan da vardır! İmkansızlıklarımız imansızlığımızdandır, nicelikte olduğu gibi nitelikte de. İşte bu hususta, Dr. Mecdî el-Hilalî’nin yaklaşık 100 sayfaya tekâbül etmekte olan kitabı “Gelin İman Edelim”,  Îmân’ın nitelik kısmına hitâb etmektedir.

Ömerî bir adâlet istemenin yoludur, Ömerî bir Îmân’ın tefekkürü ve tekâbulü, tezekkürü ve tezâhürü.

Her zaman ve şartta, her işin başındaki “besmele”nin zihin dünyamızdaki tezâhürü, kalbimizdeki Îmân’ın teşekkülü ile olacaktır. Yaptığımız her işi Allah’ın için yapabilmiş olmanın şartı, Allah’a kat’i bir şekilde îmân edebilmektir. Îmân, bilgiden ibaret değildir. Îmân, İslâm akîdesini kalbe, dile ve her uzva söyletebilmek, amel edebilmektir. Îmân, her türlü beşerî sistemin, şeytânî düşüncenin durdurulması için her ân, vakti ve zamanı kollamaktır.

Îmân meselesi öylesine mühimdir ki, gayesidir yaratılışın. Îmân edip cihâd edenlerin, sâlih amel işleyenlerin ayrılışı dünyada başlamakta, Rahmân’ın huzûrunda ise tasdik yahut tekzib edilmektedir. Bir ucunda Allah’ın rızası, diğer ucunda ise gazabı varken nasıl önemli olmasın ki. Öyleyse her işin başı besmele, besmelenin başı ise îmândır.

“Allah’a davet eden, salih amel işleyen ve: “Ben gerçekten Müslümanlardanım” diyen kimseden daha güzel sözlü kim olabilir?”

(Fussilet, 33) “De ki: İşte benim yolum budur; basiret üzere Allah’a davet ediyorum. Ben ve bana uyanlar işte böyleyiz.” (Yusuf, 108)

İnsanları sadece Allah’ın dinine davet ettiğimiz ve Îmân mefhumunu tam manasıyla idrak edip her türlü şerrin izâlesi için ondan güç alabildiğimiz vakit, fitnenin kalmayacağı ve din olarak yalnız İslâm’ın olacağı bir dünyayı kuracağımız vakit gelmiş demektir. Âmennâ. Bu kitabın, îmân ateşinizi harlaması ümîdiyle, vesselâm...

YAZAR HAKKINDA
Muhammed Zeyd
Muhammed Zeyd
Rize’de doğdu, Rize’de okudu ama Rize’li değil. İlâhiyat okuyup İlâhiyatları, Medrese okuyup Medreseleri, kitap okuyup kitapları eleştirenlerden. Edebiyat’ta “edeb” mücadelesi için, kitap yazmadan kitap eleştirmeni.
YORUMLAR
İçeriğe ait yorum bulunmamaktadır.
YORUM YAPIN
Â'mâk-ı Hayal