DOSYA

Güzel Günler Göreceğiz

Güzel Günler Göreceğiz
Yine bir koşturmaca. Her yer kalabalık. Trafik almış başını gitmiş. Herkesin işi var, kimsenin hoşgörüsü yok. Sanki gittiğiniz yerde atomu parçalayacaksınız kardeşim. Bu ne gerginlik, bu ne gereksiz acele? 

Yedi yaşındaki çocuk kendinden büyük çantasını sırtlanmış servise koşturuyor( taze sıkılmış portakal suyunu da yarım bırakmış muhtemelen), on yedi yaşındaki genç ağzında sigara, kravatını bağlayarak yürürken okula yine geç kaldığından yakınıyor, yirmi yedi yaşındaki abla çalıştığı iş yerine gözlerini ovuşturarak giriyor, otuz yedi yaşındaki ağabey inşaat elbiselerini giyerken (belki de keşfedilme umuduyla) yanık bir türkü patlatıyor, kırk yedi yaşındaki teyze sevimsiz köpeğini gezmeye çıkarmış, elli yedi yaşındaki patron kahvaltısını yapmak üzere mekana girerken telefondaki elemanı azarlıyor( karısı kahvaltı hazırlamamış hıncını adamdan çıkarıyor), altmış yedi yaşındaki amca o çok terleten, aşırı sağlıklı eşofmanlarını giymiş hızlı yürüyüş yapıyor, yetmiş yedi yaşındaki dede ise tıraşını olmuş iki ekmek, günlük süt ve bir de gazetesini ( bak bak, hala gündemden, magazinden geri kalmıyor) almış evine gidiyor.

Size yediden yetmiş yediye tamamen gerçek (parantez içleri tamamen gerçek olmayabilir) bir sabah tablosu çizdim. Akşam da hemen hemen aynı manzaralar. İmam Şafii'nin şu mısraları aklıma gelir: "Denedim insanını dünyanın, Sabah sabah, Cimriliklerle dolu deriler yürüyordu, Başka bir şey göremedim. Sonra, Kanaat kınından bir kılıç çektim, Keskin tarafıyla onlardan, Ümitlerimi kestim. " Allah aşkına bu tabloya baktığınızda hiç Allah'ı, ölümü ve ahireti düşünmeye fırsatı olan insanlar görüyor musunuz? Varsa yoksa dünya hayatı, geçici meşgaleler. Bir ayağı çukurda arsa peşinde veya cebinde parası yok ihracat hayalleri kuruyor. Seksek oynayacak yaşta çocuklar, gelecek kaygısı taşıyor. Bu tür insanlarla karşılaşmıyor musunuz? Yoksa hepsi bana mı denk geliyor? Velhasıl bu çağın müslümanı en ileriyi düşünmeye fırsat bulamıyor. 

Müslüman hata yapar lakin tevbe eder, hesaba çekilmeden önce kendini hesaba çeker. Ama bunun için kendine, daha doğrusu tefekküre ayıracağı bir vakti olmalıdır. İşte düzen, bize o vakti vermeme uğraşında. Ve her nasılsa başarıyor da. Samimi sözleriyle Allah'a yalvaran, geceleri kalkıp ağlayan, hatasını anlayan, özür dileyebilen, teşekkür ve tebessüm edebilen kaç kişi gördük? Ne alakası var demeyin. Bunlar düşünmeden, vakit ayırmadan olmayacak şeyler. Peygamberimiz (sav) Hira'ya neden gidiyordu, orada ne yapıyordu? Düzen, bir de bizi cemaat olgusundan uzaklara, ferdiliğin çorak topraklarına sürüklemeye çalışıyor. Bütün hayırların, iyi insanların birleşmesinden sadır olduğunu bilen kötülerin bunu engellemeye çalışması gayet doğal aslında. Bunda yadırganacak bir şey yok. Sorun, bizim her seferinde aynı tongaya düşmemiz. 

Aynı delikten sayısız defa ısırılmamız. Biz mülk ve iktidar imtihanlarını kaybediyoruz ağabey. Sanki rahat bize yaramıyor gibi. Rahatsak, sırtımız pekse köşemize çekiliyoruz dünya yansa umrumuzda değil. E şeytan hemen yanıbaşımızda bitiveriyor tabii. Zor zamanlarda ise birbirimize daha sıkı sarılıyoruz. 

Bu hep böyle olagelmiştir. Soru ise şu: 'Ne yapalım biz bu çağın çocuklarıyız, manzaramız bu, ufkumuz bu ' deyip düzeni aksatacak hareketlerden kaçınmalı mıyız, yoksa her fırsatta zulmün tepesine binmek için kendimizi yetiştiren, beraberinde ağrılar, sızılar getirmesine rağmen yakaza halini korumaya çalışan gençler mi olmalıyız?

Hicret lazım dostlar, zamanın genişlediği diyarlara. Nefes almak lazım. Ahtapot gibi dört yanımızı saran, bizi bağlayan ne varsa sıyrılıp yukarılara çıkmak lazım. Dağlar bunun için ideal yerler. Bütün gürültülere, telaşlara yukarıdan bakmak... Müthiş. Tabii ki hicret, sadece bu değil. Her güzellik ihtimaline, her umut ışığına doğru yürümek de hicrettir. Karanlığın böylesine bastırdığı bir zamanda niye hala umut var biliyor musunuz? 

Çünkü bakın, hala kendini, elektrik kesilince hükmü sona eren cihazlarda değil, buram buram sevgi kokan dergilerin sayfalarında arayan gençler var. Çünkü bakın, hala günün en huzurlu vakti olan sabah namazlarında buluşup dertleşen gençler var. Çünkü bakın hala, ümmeti, Kudüs'ü, yaşanabilir bir dünyayı dert edinen gençler var. Çünkü bakın, "...Allah'a kavuşacaklarını kesin olarak bilenler ise şu cevabı verdi. 'Allah'ın izniyle büyük bir topluluğa galip gelen nice küçük topluluklar vardır. Allah sabredenlerle beraberdir." Bakara 249 Alemlerin Rabbine hamd olsun, Resulune selam...

YAZAR HAKKINDA
Nurullah Yağcı
Nurullah Yağcı
17 Temmuz 1993'te İstanbul'un Fatih ilçesinde, müftü bir baba ile ev hanımı bir annenin üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldi. Karadeniz'in muhtelif şehirlerinde -sırasıyla Borçka, Hemşin, Ardeşen'de- ilk ve orta öğretimini tamamladı. Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden mezun oldu. Şu an aynı üniversitede Hadis alanında yüksek lisans yapmakta. İnsanları, şiirleri, dergileri ve türküleri seviyor ..
YORUMLAR
A.A.O.
18-11-2016 - 09:02
Çok güzel bir yazı kaleminize sağlık...
Aliye
18-11-2016 - 09:10
Mükemmel bir yazı.Çok şey katıyor insana.Yüreğinize sağlık.
YORUM YAPIN