KÜLTÜR SANAT

Güzellikler Diyarı İran

Güzellikler Diyarı İran
İran, güneşin doğduğu ülkelerden biri. Sabah uyandığınızda güneşi görebileceğiniz, gündoğumunun tadını çıkarabileceğiniz, betonarme yapıların gökyüzünü kuşatmadığı güzel bir ülke.

Yakın coğrafyamız, komşumuz ve ortak geçmişe sahip olduğumuz İran’a gidişim sürpriz bir şekilde oldu. İnsanın içinde her zaman seyahat edip başka ülkeler görme sevdası vardır. Ancak İran çok ayrı bir merak konusu.

Uçakla gittim. İstanbul-Tahran arası neredeyse üç buçuk saat kadar sürdü. Gece yolculuğu yapmama rağmen uyumamayı tercih ettim. Farsça'ya olan merakım yüzünden, belki Farsça konuşurlar da duyarım diye bir yandan kulağımı konuşanlara veriyor, bir yandan da yanımda oturan yol arkadaşımla muhabbet ediyordum. İran ve Fars edebiyatı üzerine konuşuyor, merakımızı daha da arttırıyorduk.

Sabaha karşı Tahran’a iniş yaptık. Bizi karşılayan kocaman sabah güneşi oldu. Güneş, hiç bu kadar serin, büyük ve güzel olmamıştı. Hafifçe bir bad-ı saba esiyordu. İran filmlerinden aşina olduğumuz, biraz eskice ama renkli bir otobüse bindik. Güneş yüzüme vuruyor ama yakmıyordu. İran, güneşin doğduğu ülkelerden biri. Sabah uyandığınızda güneşi görebileceğiniz, gündoğumunun tadını çıkarabileceğiniz, betonarme yapıların gökyüzünü kuşatmadığı güzel bir ülke. Sokaklardaki duvarlar ise sanki bir ressamın elinden çıkmış bir tuvali andırıyordu. Hemen hemen her duvara resimler çizilmiş, resimlerin olmadığı duvarlar ise Farsçanın en estetik halleriyle süslenmişlerdi. Binalar yüksekçe değildi. Hepsi toprağın rengini almıştı. Bizleri her haliyle geçmişe götüren bu yapılar, hüznümüzü ve merakımızı çoğaltıyordu.

Kalacağımız otele vardık. Bizlerle ilgilenenlerin yüzlerinden gülücükler hiç eksik olmadı. Türkiye’den gelenleri çok sevdikleri gibi çok da iyi ağırlıyorlar. ‘Kardeşiz biz’ diyorlar. Ülkenin yarısı Azeri Türkü ve konuştukları Türkçe de bizimkine oldukça yakın. Muhakkak konuşabileceğiniz birileri çıkıyor karşınıza. Tahran’ın şehir mimarisi, bizim şehirlerimizin mimarisine çok benzemiyor. Daha estetik şehirleri var İran’ın. Mimarisi farklı da olsa kendinizi Türkiye’de gibi hissediyorsunuz. Çünkü insan karakterlerimiz aynı özellikleri taşıyor. Bize en az bizim kadar benzeyen bu insanların arasında yabancılık çekmiyoruz. Bizden biraz daha fazla kibarlar.

Kendine has karakteri olan nadir ülkelerden biri olan İran’ın başkenti Tahran’da, merakımızı dindirmek için gezimizi sürdürüyoruz. Başkentin aşağı ve yukarı Tahran şeklinde ikiye ayrıldığını öğreniyoruz. Coğrafi bir ayrılma değil elbette. Yukarı Tahran’da ülkenin ileri gelenleri ve zenginleri oturuyormuş. O kısma doğru gittikçe yapıların, bizim ülkemizdeki modern olarak nitelendirilen yapılara dönüştüğünü de görmekteyiz. Bu kısımda bizim ülkemizdekiler kadar devasa olmayan birkaç küçük AVM dikkatimizi çekiyor. 

Dünyanın en yüksek dördüncü yapısı olan Milad Kulesi’ne çıkıyoruz. Bu kule hem turistik hem de iletişim amaçlı kullanılıyor. Aşağı Tahran ise biraz daha kalabalık ve düzensiz bir şehir izlenimini veriyor. Hava kirliliği de belirgin bu kısımda. Ancak her sokak tertemiz, pırıl pırıl. Ülke parasının değeri son 3 yılda 10 kat değer kaybetse de toplumsal düzen ve ahlak anlayışı bozulmuyor. 

Kapitalizmin ve liberalizmin etkisini kıran bir ülke olan İran, ambargoya ve tehditlere rağmen ayakta kalmayı başarıyor. Gittiğinizde geri kalmış bir ülke olarak görebilirsiniz. Ekonomisi türlü sıkıntılar çekiyor. Fakat kendi kendine yetmeyi öğrenmiş bir ülke. Üretiyor. Kapitalizmin hâkim olmadığı nadir ülkelerden biri. 

İran, bu dünyanın küskün ülkesi. Küskünler, boyun eğmeyenlerdir. Eğer giderseniz şanslısınız demektir. Ölmeden önce görülecek ülkelerin başında geliyor. Muhakkak tren yolculuğunu tercih etmelisiniz. Çünkü hem rahat hem ikramlar güzel hem de İran coğrafyasını görmeniz mümkün. En yakınımızdaki uzak ülke… Yabancı kalmadan bir an önce gidilmesi gereken yer.

YAZAR HAKKINDA
Bahtiyar Kara
Bahtiyar Kara
Genç İstikbal Dergisi Yazarı
YORUMLAR
İçeriğe ait yorum bulunmamaktadır.
YORUM YAPIN