KÜLTÜR SANAT

Kalbinize Emanetsiniz

Kalbinize Emanetsiniz
 

Durun! Yan yatıp dizlerinizi karnınıza çekin.

Duyun! O ritmi daha derinden duyun.

Buyrun! Şimdi buyrun. Buyrun, yaşayın.

Bir an... Sadece bir an göğüs kafesinizi tıktıklayan o sesi sustursunlar. Yani sizi... Hani, hani haykırmak diyoruz ya. Hani sesimizi duyurmak için haykırırız ya bazen. Ağzımızdan değil de taa ciğerlerimizden gelir ya sesimiz ses tellerimizi hiçe sayıp. Düşünün ki her saniye o yukarı yukarı çarpan "yürek" dedikleri şey sussa veyahut susturulsa hiç yoktan, kim sorgulayabilir?

Kulak kesilin!

Ritmi hissedin!

Hakikaten dizilerde falan nasıl bu kadar gerçekçi yapabiliyorlar bu sesi. Aynı dizilerdeki ölüm sahneleri gibiymiş kalbin ritmi. Peki bizimkisi? Bu yaşanılan sahne kaçıncı perde? Ya da hiç ara verildi mi oyuna? Reklam? Hmm... o da yok.

Ne oyun, ne dizi. Bir haykırış yaşamak. Susunca zaten ölmüş olacağız. Mühim olan boğazımızı yırtan seslerin telaffuzu. Hangi kelimeleri telaffuz edebiliyorsa kalp dilimiz, işte bu hayat şeklimiz. Mühim olan göğsümüzü böylesine yırtan kalbin ne diye çırpınıp durduğu. Ne diye? Susma imkânı yoksa madem haykırışı ne için? Kim için?

Elinizi koyun sol yanınıza meyilli.

Atıyor değil mi hala?

Söylediklerimizi hiç üstüne alınmadan, ondan bahsettiğimizi bilmeden atıyor. Dinliyor belki de.

Tasdikliyor... Ve hala atıyor, her şeye rağmen.

Ne kadar asi mesela kalbiniz? Ne kadar yer var odacıklarında merhamete. Neleri sığdırır tahmini koca bir ömre? Neresi kalbinizin başkenti, hangi duygu? En yoğun kan pompaladığı, beyne en çok sinyal verdiği anlar ne zaman? Ne için dururdu elinizde olsa durdurmak? -Tabi, iç sorgulama böyle uzar uzar gider. 5N 1K iyi bir kısaltma kim bulduysa. Ne...ler daraltılmış en azından. E tabi düşüncemizde sınırlanmış zannımca.- Bugünkü sınırsız N 1K’da "K" yok. "K", "kendin"i biliyor nasılsa.

"Kalbine sahip çık." diyordu bir kitabında Mustafa Soykök. Kalbine sahip çık... Kendine sahip çıkmakla çok yakın değil mi bu söz? O halde kalbimiz biz, biz kalbimiziz. Ne kadar sahip çıkarsak ona, o kadar aidiyet hisseder ruhumuza. Neyle beslersek onlarla gelir karşımıza. Kinse kin, ümitse ümit, adavetse adavet ve yine heyecansa heyecan sonuna kadar. Kalbiniz bir kere inanmışsa bir davaya ama gerçekten inanmışsa kendisi dursa davası durmaz yüreğinizin Allah’ın izniyle. Çünkü inanmış bir kalp yüz kalp daha yetiştirmeye can atar. Attığı can da canlar getirir dünyaya. Böyle de güzel olmalı bir kalp, böyle de güzel inanmalı. İçten var olmalı.

Kalp bir tarla, ne ekersen onu biçeceksin tavırlarında, hayatında. Kalbinize sahip çıkın ki yabancı tohum ilişmesin toprağınıza. Öyle iyi bakın ki gönül tarlanıza, bir fırtına ile zarar gelmesin ektiğinize diktiğinize. Kökleri sağlamlaştıkça arşa uzanacak elbet başakların saçları. Kökleri sağlamlaşacak ve yılmayacak olumsuz hava şartlarında. Gerekirse son saçağına kadar tutunacak toprağa, yine de mahal vermeyecek yüzünü asmaya. Yine de yağmur kokusunu bekleyecek heyecanla. Suyunu özleyecek.

Ne mi kastediyorum? Kalpte başlıyor her halin sonu. Yani niyet de sonuç da kalbe değiyor en nihayetinde. Niyetinize göre işleyen bir zamanın hasılatını, yine kalbinizin noktacıkları ile mühürlüyorsunuz. Ve hatta mühürlüyoruz. Ama merak etmeyin Allah’tan eritilip sökülen bir  mühür de kalbimize işleyen noktacıkları arındırabiliyoruz, eğer siyahsa. Ve eğer vakit varsa... O yüzden önemlidir "Hala atıyor." cümleciği.

Durun! Yan yatıp dizlerinizi karnınıza çekin.

Duyun! O ritmi daha derinden duyun.

Buyrun! Şimdi buyrun. Buyrun, yaşayın.

Hala atıyor!

 

 

                                                                                                                  

YAZAR HAKKINDA
Halide Ülker
Halide Ülker
Genç İstikbal Dergisi Yazarı
YORUMLAR
İçeriğe ait yorum bulunmamaktadır.
YORUM YAPIN