DOSYA

Karpuz Çekirdeği Ve Tatil

Karpuz Çekirdeği Ve Tatil
Haziran ayını, eğitim-öğretim çarkına girdiğimden beri, birçok öğrenci gibi, çok heyecanla karşılardım. Çünkü Haziran ayının en geç ikinci haftasında tüm sınavlar biter, acısıyla-tatlısıyla konuşması yapılır, karnelerimizi alır ve bir daha Eylül ayında giymek üzere okul üniformalarımızı rafa kaldırırdık. İnanır mısınız, o son gün eve gelip okul kıyafetlerini çıkardıktan sonra, yılın tüm bıkkınlığının üstümden kalktığını hissederdim. Zira, artık aylardan Haziran’dı, eğitim dönemi bitmişti ve önümüzde 3 aylık bir ‘tatil’ mevcuttu. 

Tatil denince de birçoğumuzun aklına ayağa yapışan karpuz çekirdeği, güneş yanıkları, top oynarken yara almış dizler, ve hala var mıdır bilmem, boncuk tabancılarının oluşturduğu morluklar gelir. Haziran ayını bu kadar sabırsızlıkla beklememiz ve Eylül ayı gelince hüzünlenmemiz, mevsimlerin oluşturduğu şenlik ya da melankoli ortamı falan değil, düpedüz okula karşı olan, hafif tabirle hoşnutsuzluğumuzdu. Ben, sırf platonik aşkını yeniden görebilmenin sevincini içinde taşıyan öğrenciden başka hiç öğrenci görmedim ki öyle özlemle beklesin Eylül ayını… 

İnsan her zaman ilkokulda kalmıyor. Büyümenin iyi mi kötü mü olduğuna İsviçreli bilim adamları da karar verememiştir sanırım. Ancak zamanın ve mekanın hareket halinde olması, insanı da harekete mecbur bırakıyor ve biz elimizde olmadan büyüyoruz. İnsan, ancak bu sürekli hareketi doğru şekilde yönlendirdiği zaman çevresinde olup biteni fark edebiliyor. Çünkü ‘hayat öyle bir oyun ki ne rolü var ne sahnesi.’ Sonraları yine kitaplarda bulmaya başlayınca hayat oyunu, fark etmeye de başlamış olduk tarihteki bazı şeylerin sadece renk değiştirdiğini. Örneğin, köleliğin bittiğini, çok eski ve cahilâne bir gelenek olduğu söylenirken, kimse sabah 9 akşam 5 maratonunda koşanları, modernitenin kölesi olarak görmüyor. Çünkü modernite, birilerinin kutsal ineği. Modern hayat, insana sadece ‘daha fazla kâr’ hedefini gösteriyor. Ve birilerinin ev hayvanları süt içsin diye, birilerinin evlatları süt içemeden ölüyor. Daha fazla kâr hedefine giderken, yukarıda da bahsettiğimiz gibi,  modern kölelerin de iştahlarını kesmek için ağızlarına bir parmak bal çalınıyor. Mesela işçilere haftalık ve yıllık izinler veriliyor. Buna tatil de deniyor. Tatil, yani atalet, yani eylemsizlik, yani durgunluk. Tatil, işçiler dinlensin diye değil, dinlenip daha iyi çalışabilsinler diye icat edilmiş. Geçenlerde sosyal medyada ‘Tatiller kölelere verilen kırıntılardır, afiyet olsun.’ diye bir cümle görmüştüm. Meseleyi özetler nitelikte aslında. 

Bunun yanı sıra, bir Müslümanın ‘tâtil’ kavramına nasıl bakması gerektiği üzerine de düşünmek gerekir. Daha önce de sık sık bahsettiğimiz ve bu yazımızda da değindiğimiz bir mesele var. Atâlet, eylemsizlik, durgunluk. Bu arada, tâtil kelimesi de ‘atâlet’ kavramından türetilmiştir. Bir Müslüman, özellikle de Müslüman bir genç, tâtil olarak adlandırılan bu dönemi, atletle TV karşısında ya da bilgisayar başında falanca oyunun falanca leveline gelmek için ideal bir zaman dilimi olarak görmemeli. Zira, durgun su kirlenir, hareketsiz demir paslanır. Çürümek de keza hareketsiz cisimlere mahsustur. 

Tüm kainatın harekette olduğu bilinirken, insanın hareketsiz kalması, âtıl olması, onu şüphesiz geride bırakacaktır. Tüm bir yılın yorgunluğu üzerimizdedir şimdilerde. Ancak, şu ayeti de hatırda tutmakta fayda var: ‘’ فَإِذَا فَرَغْتَ فَانصَبْ / Öyleyse, bir işi bitirince diğerine koyul.’’ İnşirah suresi. 

YAZAR HAKKINDA
Enes Malik Yılmaz
Enes Malik Yılmaz
İstanbul'da doğdu. Doğduğu şehrin karmaşası içinde büyüdü. İlk ve orta öğrenimini hala tamamlamadığını düşünüyor. Liseyi İstanbul, Eyüp'te bitirdi. Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler öğrencisi. Arkadaşı vasıtası ile tanıştığı ve Necmettin Erbakan'ın cenazesinde idrak etmeye başladığı Mili Görüş'te mücadele etmeye çalışıyor.
YORUMLAR
İçeriğe ait yorum bulunmamaktadır.
YORUM YAPIN