GÜNDEM

Neyin Savaşı, Kimin Zaferi?

Neyin Savaşı, Kimin Zaferi?
Toprağımızı kanatıyorlar, bu zulümdür. Çocukların ellerinden yarınları, sevgiyi, umudu alıyorlar, omuzlarından kanatlarını… Annelerin kucağından çocukları, babaların bileğinden ekmeği, emeği alıyorlar, bunlar da zulümdür. “Küfr ile döner ama zulm ile dönmez dünya” diyordu beylerden biri. Dünya dönmüyor galiba artık, dünya durdu duracak zannetmekteyim. Sahi bu kadar kan nereye akıyor, bunca gözün yaşı hangi buluta yağmur oluyor nicedir? Fırat ve Nil arasındaki belanın mimarı kim? Cevap sorunun içinde gizli siz de biliyorsunuz.

Günümüzde yaşayan, ve korkarım yarınlarda hayata gözlerini açacak olan, birkaç neslin aklına ‘savaş’ denilince Ortadoğu gelecek. Peki, bu neyin savaşı? Suriye’yle Suriye’nin mi? Irak’la Irak’ın mı? Mısır’la Mısır’ın, İran’la İran’ın savaşı mı? Yoksa Türkiye’nin Türkiye ile savaşı mı? Kim kiminle savaşıyor, bu savaş hangi uyuşmazlığın sonucu; savaşan bu grup ve devletler, farklı dinlerin mensupları oldukları için mi savaşıyor? Savaşan bu grup ve devletler, farklı bir kültür mirasının varisleri olduğu için mi, bir birlerinin oluk oluk kanlarını döküyor? Bunun yanında Çin’de ve Hindistan’da milyarlarca insan, binlerce faklı din ve inanç olmasına karşın, insanlar nasıl oluyor da bir arada, savaşmadan yaşayabiliyorlar? Burada olmayıp orada olan ne yahut orada olmayıp burada da olmaması gereken ne?

Biliyorum, dünya var olduğundan bu yana nerdeyse savaşsız bir günü bile geçmemiş, hatta “Dünya bir savaş meydanıdır,” buna inanıyorum… Ve insanoğlu dünyaya savaşmak için gelmiştir, evet evet tam olarak bunun için. Ancak bu savaş hakk ve batılın, nefs ve vicdanını, iyi ve kötünün, güzel ve çirkinin savaşı olmalıdır. Bugün bu topraklara olup, bir türlü bitmeyen bu savaş gibi, ne idiğü belirsiz ve tamamen gafletin bir sonucu olarak çıkan ve kesinlikle, hakk-batıl mücadelesinde ‘batıla’ hizmet eden bir savaş, kabul edilemez.

Sonuç olarak, tekrar sorgulamak gerekir,

bu “Neyin Savaşı, Kimin Zaferi?”

ÖNCEKİ YAZI TAŞINAMAYAN SU
YAZAR HAKKINDA
Ömer Faruk Yıldız
Ömer Faruk Yıldız
Bir Temmuz günü doğmasına rağmen sıcak havaları bir türlü sevemedi, doğduğu yer olan İnegöl'ün düz ve yokşsuz sokaklarına alıştığından, Ankara, Dikmen'de yaşamasını bir imtihan olarak nitelendiriyor. Buna karşın asansör ve yürüyen merdivenlere hala mesafeli yaklaşıyor ve uçan filler gördüğünü iddia ediyor.
YORUMLAR
Fatih Sinay
13-10-2016 - 15:40
Ellere yüreğe sağlık...
YORUM YAPIN