DOSYA

Nimet’in Yağmalanmasına Hayır

Nimet’in Yağmalanmasına Hayır
İnsanın ağaç kovuklarında yaşama serüveninin 2002 yılında nihayete erdiğini düşünmeyecek olursak, eski eski çağlarda avcılık-toplayıcılık ile beraber tarıma geçişin sağlandığı dönemde yerleşik hayata geçiş vâki oldu. İnsanlar ilk başlarda kendilerine yetecek kadar, tüketeceği miktarda üretim yaparken, sonraları ihtiyaç fazlası bir üretim yapılmaya başlandı ve buna ekonomide ‘artı ürün’ yahut ‘artı değer’ adı verilir. Artı ürünün piyasaya sürülmesiyle beraber ticaret başlamış oldu. Gözünü artı ürün bürümüş insanlar tarafından kapitalizme geçiş sağlanmış oldu. Yerleşik hayat devletleri, devletler askerleri, askerlerin de kendilerini feda edecekleri bayrakları ve marşları ve dahi kendilerini kurban etmek için uyandırdıkları tanrıları icat etti. Sermaye, tüm bu argümanlarla başka devletleri yağmalamak için daha sonra destanlara konu olacak ve tarihin sayfalarında altın harflerle yazılacak olan savaşlar çıkardı. Bu savaşlarda nice nice şehitler verildi derken sermaye, tüm yeryüzünde mevcudiyetini sağlamlaştırmış oldu. 

 

Bugün insanlık bunca ilerlemiş bilim ve teknolojiye rağmen, temel ihtiyaçlarını gideremeyen insanlara karşı bir çözüm üretemiyor. Dünyamızdaki açlık, sefalet, yoksulluk adeta küreselleşen bu dünyanın mevcut şartları ile alay ediyor. Amerika’da gökyüzüne tecavüz eden yüksek yüksek binalara çarpıp hayatını kaybeden ve her sabah çöpçülerin süpürgeleri ile yollardan temizlenen güvercinler kadar acının hâkim olduğu bir dünyada yaşanan bu acıya, Galatasaray lisesinde boğaza nazır eğitim gören bir yavrucak ile, denizi sadece üzerindeki köprüde su satarken görmüş olan bir yavrucak arasındaki uçurum takip ediyor. San Francisco’da obeziteden dolayı hayatını kaybeden insanları da Afrika’da bir dilim ekmeği bulamadığı için yaşamını yitiren insanlar takip ediyor. Bir taraftan dövizi, gösterilerde bir propaganda aracı olarak algılayanlar; diğer taraftan ise bankalardaki 99 rakamının kutsiyetinde bir ekonomik kavram. Bir taraftan dünyadaki mevcut üretimin, nüfusun 10 katına yetebilecek kadar olduğunun bilincinde olan ve esas sorunun üretimin paylaşımda adaletsizlik olduğuna inananlar, öte taraftan ise ‘’sınırlı kaynaklar ile sınırsız ihtiyaçların karşılanması”nın dersini alıp, ‘’bir kişiye dokuz pul, dokuz kişiye tam bir pul. Bu taksimi kurt yapmaz, kuzulara şah olsa’’ kuzu postu giymiş kurtlara alkışları ile tempo tutanlar...

Adele’nin ‘’hello’’ şarkısının 87 günde 1 milyar kişi tarafından izlendiği dünyamızın liderlerini ayaklarımıza kadar getirdiğimiz G20 Liderler Zirvesi’nin Antalya’daki otellere kazandırdığı paranın 100 milyon avro olmuş olması da misafirperverliktendir.

Ocak ayında Oxfam tarafından yayınlanan bir rapor, cennetin prova sahnesi dünyamızda;

‘’En zengin 8 adet insanın serveti 426 milyar doları bulurken, en yoksul 3.6 milyar adet insanın sahip olduğu varlıkların toplamı 409 milyar dolar. Hamdolsun! Bizi teğet geçen 2009 krizinden bu yana ücret artışları büyük bir durgunluk içindeyken süper zenginlerin serveti her yıl ortalama yüzde 11 arttı. Dünyanın en zengin kişisi olan Bill Gates’in serveti 2006’dan bu yana yüzde 50 oranında artarak 75 milyar dolara ulaştı.’’ diye ifade ediyor.

Ülkemizde de 15 yıldır sermaye sınıfının iktidarda olduğunu düşünürsek, durum çok da farklı değildir. 14 yıl önce nüfusun %1’i toplam servetin %39.4’üne sahipken günümüzde ülke nüfusunun %1’i ülkedeki servetin %54.3’üne sahiptir. Yani 780.000 kişinin toplam serveti 80 milyonun servetinin toplamından daha fazladır. Hâl elbette ki böyle olunca,  saati 5 TL’ye çalışan maden ocağı işçisine Allah’tan rahmet ve yakınlarına sabr-ı cemil niyaz etmek, bu apaçık adaletsizliği örtbas ediyor.

Geçtiğimiz günlerde karşıma çıkan ‘’ve Lidyalılar, tanrıyı yarattı’’ sözünü söylemeden de bu yazı bitmezdi..

Aç bırakılan insanlara din anlatmak; tok kalmak içindir.

YAZAR HAKKINDA
Abdulkadir Karaduman
Abdulkadir Karaduman
Türkiye'de Cizreli, Dünyada Gazzelidir ve de tüm dünyanın, inananların ortak vatanı olduğuna inanır. Şahadet eder ki; dünyanın öte ucunda bir insanın yediği yumruğu kendi suratında hissedenler, işte onlar müstesna...
YORUMLAR
Cihan Can
17-04-2017 - 12:14
Muhteşem tespitler. Emeğinize sağlık.
YORUM YAPIN