DOSYA

Öğütüm Sistemi Ve Çıkış Yolu

Öğütüm Sistemi Ve Çıkış Yolu
"Burada aslında bütün dişlileri kırılmış ama hala dönmekte ısrar eden çarkın yalnızca bir dişini konuşmak için toplandık arkadaşlar." dedi konuşmacı. Sempozyumun konusu 'Çağımızda Eğitim' idi. Saatlerdir süren sempozyumun en dikkat çeken cümlesiydi bu benim için. Aradığım keskinlikte ve alışılmadık tarzda konuşacaktı belli ki. Bu adamı dinlemeliyim dedim ama yıllardır içimi kurcalayan düşüncelerim burada da peşimdeydi. Herhalde buraya düşünmeye gelmiştim.

Yıllardır ülkenin çeşitli yerlerinde öğretmenlik yapmıştım. Gitmediğim bölge, görmediğim insan tipi kalmamıştır herhalde. Bu süre zarfında neslin her geçen sene daha da kötüye gittiğine şahitlik ettim. Burada 'kötüye gitme'yi tanımlamam lazım. Çünkü herkes aynı şeyi anlamayabilir. Gördüm ki, her nesil bir öncekinden daha fazla ma'lumata sahip, teknolojiyle daha fazla iç içe, daha erken ergen, daha erken bezgin ve bence bunların hiçbiri olumlu şeyler değil. Biz uçuruma doğru son sürat ilerleyen bir trenin yolcularıyız ve pencereden gördüğümüz anlık manzaralar ile avunuyor, gittiğimiz yerin de böyle güzel olacağını zannediyoruz sadece. Dinin, saygının, insanlığın, çalışma aşkının, doğanın ve doğallığın insan hayatından sökülüp gittiğini gözlerim acıyarak izlerken nasıl umut büyütebilirdim? Belki şevkimi alevleyecek, bilmediğim, duymadığım bir yöntem bulabilirim diye hala bu tür toplantıları kovalıyorum ama nafile. Kurumuş bir ağacı canlandırmaya çalışmak yerine, sabırla sulayacağımız yeni bir filiz dikmeliyiz diye düşünmeye başladım artık.

Biz okulda ne anlatırsak anlatalım çocuklar hayatta bambaşka şeylerle karşılaşıyor ve anlatılanlar ancak bir masal kadar etki bırakmaktan ileriye gidemiyordu. Her geçen gün, değişen ve gelişen(!) dünyada, anlattıklarımızın karşılığını bulamadıklarında başka ne olmasını bekleyebilirdik? Derste ve dışarda öğrencilerimle hatta evde çocuklarımla birlikteyken bile yüzlerine baka baka bunları düşünüyorum. Acaba insan yetiştirebiliyor muyduk? Okuldan çıkarken telefonlarını almaya, yıllardır görmedikleri analarına koşar gibi giden çocuklar, eve girdiğimde odalarından çıkmaya dahi tenezzül etmeyip bir 'hoşgeldin'i çok gören çocuklarım mı insanlığa katkı sunacaklardı? 

Zaman zaman bu durumdan çocukların da rahatsız olduğunu hissedebiliyordum ama artık bağımlı olmuşlardı. Ellerinde değildi. Biz de bağımlı olmuştuk açıkçası. Çünkü çevreden, doğru bir yaşamı hatırlatacak hiçbir uyarı ulaşmıyordu artık zihinlerimize. Yer etmiyordu içimizde. Gerçeklik, dünyamızı terk ediyordu. İlahi bir yardım bekler olmuştum. Bir şeyler olmalı, bir yerler yıkılmalıydı ya da. Savaş falan da çıkabilirdi. Dayanamıyordum artık. Sonra utanıyordum ama. Sen kimsin diyordum. Kimden umudunu kesiyorsun diyordum. Sana bu hakkı kim verdi? Sen memursun. Allah seni belli vazifelere memur kılmış. Sen ise ukalalık yapıyorsun. Işıldayan bir yüz görsen ona ulaşmak için yüz ölüyle konuşmaktan çekinmeyeceğine, kaçıyorsun.

İtiraf etmeliyim ki, ben önce kendimden razı değildim. Yatmadan önce yaptığım hesaplarda hep zararlı çıkıyordum. Hatalarım bir türlü azalmıyordu. Değişmeye değil, sadece değiştirmeye çalışıyordum. Başkalarına anlattığım şeyler, yalnız kaldığımda içimden geçiyordu da 'amaan' diyordum. Belki de kendimden kestiğim umudun faturasını başkalarına çıkarıyordum. Evet, evet.

Bunu anlamam kırmızı koltuklu, ağır kokulu bu salonun ve elli beşinci yaşımın tam ortasına denk gelse de utanmadan söyleyeceğim ki; 'insan nefsini düzeltmeden, neslinden hayır beklememeli.'  Herhalde buraya bunu anlamaya gelmiştim.

Yine bir anda irkildim ve konuşmacının şöyle dediğini duydum: "Her hükümet, eğitim ve öğretim adını verdiği kurumu, kendi elemanını yetiştirmek için bir vasıta olarak kullanıyor. Bundan dolayı yapılan bu işleme ancak 'Öğütüm' denebilir. Lakin bizler, iyi insanlar ve müslümanlar yetiştirmek istiyorsak değişmez kaideleriyle bir bütün olarak İslam'ı, önce hayatımıza yerleştirmeye daha sonra mevcut sistemle değiştirmeye çalışmalıyız. İslam'ı hak etmeliyiz arkadaşlar." 

Sanki ruhumun yıllardır kabuk bağlamayan yaralarına merhem sürüyordu kelimeleriyle. Herhalde buraya bu cümleleri duymak için gelmiştim ..

YAZAR HAKKINDA
Nurullah Yağcı
Nurullah Yağcı
17 Temmuz 1993'te İstanbul'un Fatih ilçesinde, müftü bir baba ile ev hanımı bir annenin üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldi. Karadeniz'in muhtelif şehirlerinde -sırasıyla Borçka, Hemşin, Ardeşen'de- ilk ve orta öğretimini tamamladı. Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden mezun oldu. Şu an aynı üniversitede Hadis alanında yüksek lisans yapmakta. İnsanları, şiirleri, dergileri ve türküleri seviyor ..
YORUMLAR
Aziz Ata.
27-09-2017 - 11:47
Milli Eğitim Bakanının okuması lazım bu yazıyı...
YORUM YAPIN