FİKRİYAT

Q Gibi Aşık Olmak

Q Gibi Aşık Olmak
Son çeyrek yüz yılda aklı ve kalbi arasında bocalayıp duran muhafazakâr kesim, “vav” gibi girdi yazı hayatına. Bir kitabın kapağında Arap harflerinden süslemeler varsa anlıyoruz ki, o bir aşk kitabıdır. Romeo ve Juliet’i anlatan “Q gibi aşk” değil ama bu kitaplarda bahsedilen. Bu kitaplar bize “mim” gibi mütevazı bir kızla, “nun” gibi içine kapalı bir erkeğin ilahi aşka giden yolculuğunu anlatır. Yazının henüz giriş bölümünde üç Arap harfi kullandığım için, bu yazının en çok okunanlar arasında olmasını temenni ediyorum. Çünkü artık bu yazıyı şeklen, İslamileştirmiş oldum. Sanal ağlarda kendi mağarasını oluşturanların “La Tahzen” yazılı paylaşımları, ayetleri marmelat, hadisleri sos gibi kullanan bir kitle yarattı. Eline sprey boya alıp apartman duvarlarına sevdiği kızın adını yazmaktan imtina eden gençler, sosyal yalnızlık duvarlarına sağdan sola aşk güzellemeleri yapıp, “Çayı açık seni kapalı severim” yazmakta beis görmediler. Betonların katlettiği yetmiyormuş gibi, bir de sanal duvarlar yıkmaya başladı ağaçları. Helal aşk sözleri türettikleri duvarlar kitaplaştırıldı. Hâlbuki kesilen bir ağaç, değmeliydi basılan bir kitaba. 

“Leyla” dilden dile geze geze kirletildi ve bütün aşk sözleri Leyla üzerine kusuldu. Leyla ve Mecnun’un dizisi çekilince, ellerindeki aşkı kaptırdığını düşünen muhafazakâr kesimin imdadına, Yusuf dizisi yetişti. Artık bütün kızlar Züleyha bütün erkekler birer Yusuf’tu. “Yusuf’un imtihanı sevilmektir. Yakup sever kuyuya düşer, Züleyha sever zindana” sözlerinin basıldığı kitaplar hemen raflarda yerini alacaktı. Mecnun’un hırkasıyla ilgilenmeyenler, Yusuf’un gömleğiyle de çok ilgilenmediler. Sonra bir şey daha fark edildi. Mecnun’dan damat olmaz ama Yusuf’tan olurdu. Çünkü Mecnun çeyrek kilo mehir alamazdı ama Yusuf gibi bir maliye bakanı alabilirdi. Bu yüzden mehirsiz platonik âşıklar Leyla’yı, kolu altın burma dolanlar Züleyha’yı okudular. 

Kanaat önderliği yerini kağıt önderliğine bırakıyor yavaş yavaş. En çok satan “elifler”, sanki dini bir hayatı bu kitaplardan öğrenebilecekmişiz hissi uyandırıyor. Hissi uyandırıyor ama yaşantıyı öldürüyor. İhlaslı bir kanaat önderinde görebileceğimiz takva hayatı, kitabın kahramanında görülse de yazarında görülmüyor. İmar edilmesi gereken duygularımız, bu kitaplarla istismar ediliyor. Bu yüzden hakiki bir kanaat önderinin sohbeti on kişi tarafından dinlenilmezken, ilk baskıya yüz binlerle giriyor lamı cimi bol kitaplar.

Okuyan okuduğunu anlama ihtiyacı hissetmiyor sadece okur görüntüsü vermeye çalışıyor. Bu yüzden yazarlar için yazmak değil kitap çıkarmış olmak önemli hale geliyor.  İlk paragrafta üç Arap harfini kullandığımı vurguladım. Eğer paragraf üzerinde düşünüldüyse, Q harfini de kullandığım için “… yazıyı İslamileştirdim” sözünde bir çelişki olduğu fark edilir. Hatta düşünce biraz daha zorlanırsa, “Q harfi de var o halde yazı sekülerleşmiş” yorumları bile yapılabilir. Ama genel anlamda okuyucu fazla düşünmek istemez ve yazarın verdiğiyle yetinir. Okuma üzerine düşünmediğimiz için bir yazıdan neyi talep ettiğimizi bilmiyoruz. İşte tam da bu yüzden yazarların istediği şekilde tatmin oluyoruz. 

Minareyi çalan kılıfı hazırlarmış eskiden. Şimdi minareyi çalan kılığını hazırlıyor. Kitaplarda müstehcen kelimeler yerine sufizme bulanmış sözler kullanılınca kılık hazırlanmış oluyor. Hal böyle olunca gözümüzün önünde koca minarelerin taşları bir bir sökülüyor da varmıyoruz farkına. Her sayfada bir şeyler kopuyor bizden. Aşk diye diye aşkımızı aldılar mesela. Büyük puntolarla basılan o koca kitaplarla, paramızı ve zamanımızı da çaldılar. Bizse 494 sözcüklü bir sayfa yazıyla utanmadan kafa tutmaya çalışıyoruz, bol sayfalı çok satan kitaplara.     

YAZAR HAKKINDA
Süleyman Mücahit İyiyolbulan
Süleyman Mücahit İyiyolbulan
Genç İstikbal Yazarı
YORUMLAR
Mehmet Ali IYIYOLBULAN
23-10-2017 - 13:55
Aşk para gösteriş niyet vs vs güzel olmuş tespitler hayırlı olsun anlayana . Başarılar dilerim Tebrikler paşam
YORUM YAPIN