KÜLTÜR SANAT

Sokrates'in Savunması

Sokrates'in Savunması
Tarihin en meşhur öğretmen öğrenci ikililerinden Sokrates (MÖ 469-399) ve Platon (MÖ 427-347). Konumuz boynuzun kulağı geçip geçmemesi değil. Zaten bizler aradan geçen yirmi beş asıra rağmen halen Sokrates’i tanıyabiliyorsak, bu tartışmasız Platon’un vesilesiyledir. Ya da bizim deyişimizle Eflatun’un. 

Elimizdeki bu kitapla beraber Sokrates ve Platon’un birlikteliğinin meyvesini yani “Sokrates’in Savunması’nı” bizler de tadabilme imkanı buluyoruz. Sokrates’in kelamı ve Platon’un kalemi bize dört kısımda sunuluyor. Euthyphron, Sokrates’in savunması, Kriton ve son olarak da Phaidon. İlk bölümde Sokrates’in Euthyphron adında bir kâhinin üzerinde ironi-maotik yöntemini kullanmasına şahit oluyoruz. Dindarlığına duyduğu saygıdan dolayı öğrencisi olmak istediğini belirtiyor Sokrates. Ve sonrasında Euthyphron‘un tanrılar hakkındaki görüşlerini yerle bir ediyor.

“S: Öyleyse her tanrı güzel, iyi ve doğru saydığı şeyleri sever, bunların karşıtlarından da nefret eder, değil mi? E: Elbette. 

S: Senin söylediğine göre, aynı şeyler tanrılar için doğru, bazı tanrılar içinse yanlıştır. Tanrılar işte bu tür konularda anlaşamadıkları için kavga ediyor, birbirleriyle savaşa tutuşuyorlar. Öyle mi? 

E: Öyle. 

S: Demek ki tanrılar aynı şeyleri hem sever, hem de onlardan nefret eder. Bu durumda, tanrıların nefret ettiği şeylerle sevdiği şeyler aynı olabilir.

E: Öyle görünüyor. 

S: O zaman, göründüğü kadarıyla aynı şeyler hem dine uygun hem de dine aykırı çıkıyor. 

E: Galiba öyle.”

İkinci bölümümüzde Sokrates’in, yer altında ve gökyüzünde olanları araştırdığı, yeni bir din ortaya atıp öncekileri yalanladığı, gençleri yoldan çıkardığı gibi hakkında atılan iftiralara verdiği savunma yer alıyor. Ve de çoğunluğun kararıyla verilen ölüm cezası üzerine hakkında olumsuz oy kullananlara attığı nutuklar.

    

“Sabredip kısa bir süre daha bekleseydiniz bu iş kendiliğinden olacaktı zaten. Yaşımı görüyorsunuz, daha şimdiden hayata uzak ölüme yakınım. Bunu herkese değil, sadece ölmem için oy kullananlara söylüyorum. Onlara söylemek istediğim başka bir şey daha var. Atinalılar, belki de sizi ikna edecek uygun savlar bulamadığım için mahkûm edildiğimi düşünüyorsunuz. Mahkûmiyetten kaçınmak için her şeyi yapıp her şeyi söylemenin gerektiğine inansam haklı olabilirdiniz. Tabii ki öyle değil.

Savlarımın eksikliğinden değil, küstahlık ve utanmazlığımın eksikliğinden, bir de benden büyük bir memnuniyetle duymayı beklediğiniz sözleri söylemediğim için mahkûm oldum... Kendimi şimdi savunduğum şekilde savunduktan sonra ölmeyi, yalvarıp yakararak ölümden kurtulmaya yeğ tutarım.”

Üçüncü bölümde ise kendisini fidye ödeyip kurtarmak isteyen Kriton ile Sokrates’in yaptığı bir başka felsefi diyaloğu okuma imkanı buluyoruz.

“Mübarek Kriton, çoğunluğun ne düşüneceğinden bize ne? Düşüncelerine önem verilmeye değer bilge kişiler, nasıl davranılması gerekiyorsa öyle davranıldığını düşüneceklerdir nasıl olsa.”

“Kriton, keşke çoğunluk en büyük kötülükleri yapabilseydi, o zaman en büyük iyilikleri de yapabilirdi. Ne iyi olurdu! Aslında ne birini, ne de diğerini başarabiliyor. Çoğunluk bir insanı bilge yapamadığı gibi, aptal da yapamıyor, rastgele davranmakla yetiniyor.”

    

Ve son bölümde de Sokrates’in baldıran zehrini içmeden önceki son anlarına, etrafında toplananlarla yaptığı konuşmalara, son sözlerine şahit olacaksınız. Ölüm kapıyı araladığında dahi felsefeden kopmayışı ve hatta dünyanın evrendeki konumu hakkındaki fikirlerini sunacak kadar felsefe yapma arzusu içinde olması insanda hayret uyandırmıyor değil.

    

Neden okumalıyız? Tarih, felsefe, dram vb. etkenler barındırdığı için mi? Yoksa üzerimizde halen mevcut olan ‘felsefe öcüdür’ tabusunu yıkmak için mi? Neydi Sokrates de doğru olan, herkesten farklı olan şey? Her zaman problemdi ‘adalet’. Her zaman vardı haksız ölümler. Peki ya onu diğerlerinden ayırt eden, ölümünün ardından yirmi beş asır geçmesine rağmen onu yaşanılır kılan. Ve onda daimonion (ilahi işaret) gösteren şey. Neden onun peygamber olduğu iddia edilmiş olabilir? Tüm bu sorular tesadüf mü? İşte Sokrates’i tanımak için iyi bir fırsat. Okuyun, tartışalım.. 

                                            

ÖNCEKİ YAZI GÜN OLUR ASRA BEDEL
YAZAR HAKKINDA
Muhammed Zeyd
Muhammed Zeyd
Rize’de doğdu, Rize’de okudu ama Rize’li değil. İlâhiyat okuyup İlâhiyatları, Medrese okuyup Medreseleri, kitap okuyup kitapları eleştirenlerden. Edebiyat’ta “edeb” mücadelesi için, kitap yazmadan kitap eleştirmeni.
YORUMLAR
İçeriğe ait yorum bulunmamaktadır.
YORUM YAPIN
Â'mâk-ı Hayal