DOSYA

Turist Gelir de Ağaç Kalır mı Bilmem

Turist Gelir de Ağaç Kalır mı Bilmem
> Selamun aleyküm Hüsnü efendi. Görüşmeyeli epeyi oldu, nasılsın? Fındık yağı mı sürdün, maşallah sakalların parlıyor?

> Haha. Sen çok yaşa emi. Abdest almıştım ondandır. Seni de iyi gördüm maşallah. Hala satmadın değil mi o ufak arazini? Müteahhitleri ne uğraştırdın be üstad. Neyse. Az daha unutuyordum. Geçen sefer söz vermiştin. Sana niye Ebuzer dediklerini anlatacaktın. 

> Onu sonra anlatırım Hüsnü efendi. Gelirken bir şeyler geçti aklımdan. Onları paylaşayım seninle vaktin varsa. Halleşelim biraz.

> E hadi madem.

> Çok değişmedik mi Hüsnü efendi? Hatta değişmedik değiştirildik. Yani istemli bir şekilde olmadı bu iş. Bir baktık ki, aynada gördüğümüz biz değiliz. Daha da kötüsü düzelmek için uğraşmak yerine yeni halimize alışmayı seçtik. 

> Değişmek niçin kötü olsun ki? Sonuçta her şeyin gelişmesi, hayata tutunabilmek için güne ayak uydurması gerekmez mi?

> Bu tamamen ayak takımının uydurması. Böyle bir kaide yok. Müslümanın tutunması gereken yer burası değil ki. Niçin böyle bir zorunluluk hissetsin? Bir kere tabir, başlı başına yanlış. 'Ayak uydurmak.' Başkası çağa yön veriyor. Sen arkadan yetişmeye çalışıyorsun. Durduğum yerde ölürüm daha iyi. Mesela, bahçemden domates toplamayı hiçbir binanın bilmem kaç yüzüncü katına, bir dostun muhabbetini hiçbir filme, suyu hiçbir parfüme, az helali hiçbir zenginliğe değişmem. Bunu bazılarına anlatamazsın. Önceden biz de onların anlattıklarını anlamazdık ama artık anlaşıyoruz. Dediğim gibi, çünkü değiştik. Dillerini öğrettiler bize. Para ne menem bir anahtarmış, açmadığı kapı kalmadı. 

> Müslüman para kazanmasın mı üstad? Helal yoldan zengin olunmaz mı? 

> Müslümanın en zor imtihanlarından biridir rahatlık. Sabır gereken yerde Allah hatıra gelir de, insan şükrünü kime edeceğini kolay şaşırır. İnsan doymaz. 'Bir dağ altını olsa ikinciyi ister' demiyor mu Hz. Peygamber? Kazanmak için birçok prensibini ezer geçer. Allah için vermeyi unutur. Zekâttan en az zararla nasıl kurtulabilirim diye kırk hocaya danışır. 'Verdikçe çoğalır' diyen ayete rağmen hem de. Herkes böyle midir? Değildir elbet. Biraz karamsar tablo çiziyor da olabilirim. Ama çoğunluk böyle ki durumumuz düzelmiyor değil mi? Üretmenin değil günü kurtarmanın hesaplarını yapıyoruz. Göz göre göre gâvurlar tarafından sömürülüyoruz da sesimiz çıkmıyor. İstedikleri gibi topraklarımıza giriyorlar, geziyorlar. Hiç yabancılık çekmiyorlar. Üstelik havalarından da geçilmiyor. Bir şey sorarlarsa bizimkiler eziliyor, dillerini nasıl bilmeyiz diye. Yazık.

> Turizme de mi karşısın üstad? 

> Her şeyi sektör haline getirenler, insanın merakını da göz ardı etmediler tabii. Turizm: Bacasız kirlilik. İnsanın başına ne geldiyse meraktan gelmiştir efendi. 'Ya hu biz burada yaşayıp gidiyoruz, acaba başka yerler de var mı?' dedi insan önce. İcatlar, araçlar derken farklı muhitlere vardı. Baktı ki burası daha güzel. 'Niçin bizim olmasın?' Al sana savaş. Madenleri, kaynakları savaşı kazanan sömürür. Al sana emperyalizm. İletişimi sağlamak için uğraştı. Al sana medya. Mallarını pazarladı. Al sana kapitalizm. Allah aşkına hep yetinememekten olmuyor mu bunlar? En son da turizm çıktı. Yeni savaş tekniği. O yüzden uyanık olmalıyız. Malayani işlerden uzak durmalıyız. A Müslüman kardeşim. Gezme. Kendi denizinde yüz. Kendi dağlarında kamp kur. Ben şu kadar ülke gezdim demek için yaşanır mı? Kime, niye hava atıyorsun?

> Müslüman gezmez diyorsun. Peki ya gelen turistler? 

> Müslüman boş gezmez diyorum. Bu gavurların tatil anlayışının bize bulaşmasıyla oldu bunlar. Adamların dünyadan başka gidecekleri bir yer tutunacakları bir dal yok ki. Çalışıyorlar çalışıyorlar. Sonra tekrar çalışmak için enerji toplamak üzere dinleniyorlar. Bundan ibaret bir hayat olabilir mi? Müslümanın boş vakti olabilir mi? Neyse, gelen turistler diyordun. İslam topraklarına gelen herkes belli prensiplere dikkat etmek zorunda olmalı. Geçtiği yerlere fesat ekememeliler. Müslüman da üç kuruş döviz için salya akıtmamalı. Savaşlar artık böyle yürüyor kardeşim. Antalya'ya tatile gelen bir Rus kadın insanımız için füzeden daha az tehlikeli değil. Sonra, ülkeye giren ajan 'ben ajanım' demiyor, 'turistim' diyor. Bütün bunlar kontrol altına alınmalı. Gözler bu toprakların üstünde. Dikkatli olmalıyız. Gelmesinler kardeşim. Neyimiz eksilir? Cakalarını da birbirlerine satsınlar. Gerçi televizyonla internetle girdiler zaten bütün mahremimize. Onlardan da kurtulmalıyız acilen. Güya çağa ayak uydurmaya çalışan Müslümanlar bunların bir alternatifini üretebildi mi? Hayır. Her şeyin yerlisini, millisini üretene kadar modern köleler olmaktan çıkmalıyız.

> Hülasa, elit olma hastalığına kapılmamak lazım. Bu zamanın rüzgarına tutulmamak lazım. 'Ne diyecekler' kuruntusuna kulak asmamak lazım. Hem millet olarak hem fert olarak. Aha ben. Boş gezmedim. Gökdelende kalmadım. Istakoz yemedim. Zengin de değilim. Neyim eksik Allah aşkına. Cefasıyla, sefasıyla ömür geçti. Binlerce şükür olsun. Rabbim kanaat ile rızıklandırsın bizi. Neyse çok konuşturdun beni Hüsnü efendi. Haydi akşam vakti yaklaştı. Gir koluma da camiye gidelim. Hem giderken belki Ebuzer meselesini de anlatırım.

> Onu az çok anladım üstadım. Ben camiye gidene kadar bunları biraz düşüneyim.

> Haha. Nasıl istersen. Haydi, ya Allah ..

YAZAR HAKKINDA
Nurullah Yağcı
Nurullah Yağcı
17 Temmuz 1993'te İstanbul'un Fatih ilçesinde, müftü bir baba ile ev hanımı bir annenin üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldi. Karadeniz'in muhtelif şehirlerinde -sırasıyla Borçka, Hemşin, Ardeşen'de- ilk ve orta öğretimini tamamladı. Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden mezun oldu. Şu an aynı üniversitede Hadis alanında yüksek lisans yapmakta. İnsanları, şiirleri, dergileri ve türküleri seviyor ..
YORUMLAR
İçeriğe ait yorum bulunmamaktadır.
YORUM YAPIN