DOSYA

Ortak İhtiyacımız Sevgi Ve Vicdan

Ortak İhtiyacımız Sevgi Ve Vicdan
İnsanların bağrına acı ekilen şu günlerde barışı, merhameti, ahlakı, vicdanı, adaleti, aşkı, gözyaşları ile demlenen umudu örgütlemekten başka bir çıkış yolu kalmamıştır. (Yalanın gücü, doğrunun güçsüzlüğünden değildir. Yalan teşkilat kurmuştur, doğru yalnızdır diyen Yaşar Kemal’i de buradan anmadan geçmeyelim) Bu öylesine bir çıkış yoludur ki, iktidarını kin, öfke, korku, nefret ve zulüm üzerine inşa edenlerin, ‘’ben’’ yerine ‘’biz’’i ifade eden tüm cümlelerin tüylerini diken diken ettiği, uykularını kaçırdığı, kendisiyle göz göze kalmaktan korktuğu için devasa aynalar tükettiği, o ihtişamlı kulelerinde tir tir titrettiği, iktidarların yegâne düşmanı olan sevginin gücüdür. Onlar bilir ki kalplere ektikleri o acıyı denize dökecek olan sadece sevgidir. O sebepten dolayıdır ki onlar sevmeye ambargo koyarlar, yasaklarlar, sevenleri sürgün ederler, görmezden gelirler, tutsak ederler.  

Vicdan: Aynı ırka, renge, inanca, kültüre, meşrebe mensup olmadığınız insanların acısına yürek yakmaktır. Berfo anaların, Taybet anaların, Miray bebeklerin, Cemilelerin, Muhammed ve Furkanların acısına göz yummadığınız, zafer yontmadığınız o ince duygunun adıdır. Ulusun dar kalıpları arasına hapsedilmeyen, yeryüzünü vatanında yaşayan herkes için,  ‘’ben’’i,  ‘’bize’’ feda ettiren vicdan.. Tıpkı İslam peygamberinin 25 yaşında iken Mekke’nin vicdan sahibi insanlarının arasına dahil olduğu, ‘’Allah’a yemin ederiz ki, Mekke’de ister bizden olsun ister yabancı, zulme uğrayanın hakkını geri alıncaya kadar tek bir el gibi hareket edeceğiz.’’ şiarıyla kurulan Hılf-ul Fudul; Medine’de, içlerinde Yahudilerin de bulunduğu yaklaşık 20 kabileyi bir araya getirerek, birbirlerinin hak ve hukukunu gasp etmeden ortak bir geleceğin mümkün olduğu üzere anlaşılan Medine Sözleşmesi; insanların en temek hakkı olan can, mal ve namus güvenliğinin herkes için evrensel temel ilke ve kurallar olarak, adeta günümüz tabiriyle temel hak ve özgürlükler deklarasyonu mesabesinde olan Veda Hutbesi tüm unsurların barış içerisinde yaşaması için yetmiyorsa, çözüm elbette emperyalizmin bağışladığı kutsallarda, fransız ihtilali’nin kırıntılarında aranacaktır. 

‘’Hısıma, yoksula, yolda kalmışa haklarını ver. Malını israf ile saçıp savurma.’’ (İsra 26)

Istılahta kavuşmak, ulaşmak, vuslat anlamı taşıyan sıla; ve kelime olarak rahmetten, akrabalık, hısımlık, yakınlık manası taşıyan rahim kelimelerinin bir araya gelmesiyle bir isim tamlaması oluşturan ‘’sıla-ı rahim’’. Modern toplumun bencilleştirdiği, bireyselleştirdiği, hedonizme kurban ettiği insan, mutluluğu, huzuru, özgürlüğü alışveriş merkezlerinde ‘’istediği mağazayı ve elbiseyi seçebilme iradesi’’ olarak tanımlayınca işler sarpa sarmaya başladı. Tükettikçe mutluluk salgılayan hormonlar, antidepresanlarla yatışınca aile, sıla, güven, dostluk vs. kelimeler kifayetsiz kaldı. Bahçesine reyhan yetiştirmekten mutlu olan insandan, bankaları mürşid-i kâmil kabul eden bir toplum oluşturuldu. (‘Onlar ümidin düşmanıdır sevdiğim, akarsuyun, meyve çağında ağacın, serpilip gelişen hayatın düşmanı’ diyen Nazım’a selam, ‘Halk aşksızsa sokaklar banka dükkânlarıyla doludur’ diyen Zarifoğlu’na hasret) Bencillik empatiyi yok etti ve sosyal duygular tarumar oldu. Yıllar önce anlatılan Amerikan hikâyesi: ‘’Baba akşam eve gelir. Çocuk sorar, ‘Baba sen saatte kaç para kazanıyorsun?’ diye. Babası ‘Git başımdan, ne yapacaksın ne kadar kazandığımı‘  diye çıkışır. Çocuk çaresiz boyun büker ve yatağı boylar. Biraz sonra baba pişman olur, ‘Gidip şunun gönlünü alayım’ diyerek çocuğun yanına gider.  “Merak ettim neden sordun kaç para kazandığımı, 20 dolar kazanıyorum.” Çocuk, yastığının altından 10 dolar çıkarır, babasına uzatır ve ‘Benimle yarım saat oynar mısın?’ diye sorar.’’ Ne hazindir ki çağımızın vesikasıdır. 

Vakit göyne kota komamak vaktidir, politik gündemin acımasızlığına karşın; akp’li teyze ile, chp’li birader ile, mhp’li emmi, hdp’li halo ile aynı geleceğe sahip çıkma vaktidir. O hiç gelmeyen çaycı Dursun ile, pikabın freni hiç tutmayan tüpçü Fikret ile, ateşe odun attığı eli ile ekmek açan fırıncı Mehmet ile, evinin bahçesinde sokaktan gelecek kames topları kesmek için bekleyen nuri dede ile, balkonda 7 milyar 400 milyon insanın dedikodusunu yapan Hayriye teyzeleri unutmayalım. İnsanları sevdiklerinden ayıran; anayı oğuldan, babayı kızından, gencecik filizleri yuvalarından, dedeyi torundan, köylüyü toprağından, komşuyu komşudan ayıran en büyük terör sermayedir. 

Sevmek gibi yüce bir Allah buyruğunu, avm vitrinlerinde heder etmeyelim.

Sevelim, sevilelim. Sermayeye boyun eğmeyelim.

Bayramlara vesile..

YAZAR HAKKINDA
Abdulkadir Karaduman
Abdulkadir Karaduman
Türkiye'de Cizreli, Dünyada Gazzelidir ve de tüm dünyanın, inananların ortak vatanı olduğuna inanır. Şahadet eder ki; dünyanın öte ucunda bir insanın yediği yumruğu kendi suratında hissedenler, işte onlar müstesna...
YORUMLAR
İçeriğe ait yorum bulunmamaktadır.
YORUM YAPIN