GELİŞİM

Sonsuza Âşık Filozof: Nurettin Topçu

Sonsuza Âşık Filozof: Nurettin Topçu
Lisedeyken gittiğim dernekte, kendisinden istifade etmek için yanından ayrılmadığım hocam bir gün sohbet esnasında çantasından bir kitap çıkartıp “bu senin” demişti. “Bunu okuyunca zihnini kurcalayan sorulara yanıt bulacaksın ama asla hemen pes etme.” Hemen pes etmemi gerektirecek şeyin ne olduğunu merak ettiğim için akşam derhal kitabı okumaya koyuldum. Hiçbir şey anlamadan arkamda bıraktığım otuz sayfa moralimi bozmaya yetmişti. Kitabı en baştan sesli okumaya başladım. Adı, ‘Var Olmak’ idi. İnsan âleminin bu kadar kalabalıklığına ilave olarak neden benim de hayatta olduğuma dair sorularıma bir cevaptı adeta.

Kitabı okumaya başladığımda (kaçıncı sesli okuyuşum bilmiyorum) Nurettin Topçu, sonsuzluk aşığı bir hoca olarak bana sonsuz âlemi hatırlatıyor ve sonu olan bu âlemdeki sorumluluklarımı omuzlarıma birer birer yüklüyordu. Bir abi gibi benimle konuşurken, hayalimdeki gülümseyen haliyle “Bilmek neden ıstırap verir?” diye soruyor ve “Bilmek seyretmek değil, bir sırrı çözmektir.” cevabıyla beni çözülmesi gereken sırlara davet ediyordu. Nurettin Topçu, genç yaşlarında zamanın ünlü sosyoloji dergilerinde yazarmış ve bir üslup kazanabilmek için Refik Halit’i sesli okurmuş. Ben de muhtemelen onun yaşlarındayken varlığımın anlamını kavramak için bu kitabı defalarca sesli okudum. 

‘Var Olmak’ ile gerçekleşen tanışmadan sonra elime Büyük Fetih’i aldım, Fatih’i ve fethi dinledim ondan. Sonra İslam ve İnsan-Mevlana ve Tasavvuf takip etti bu macerayı. Yunus ve Mevlana ile buluşturdu beni bu kitapta. Şu sıralardaysa İsyan Ahlakında takılı kaldım. İsyan Ahlakı, Topçu’nun ilk kitabı olmasına rağmen Fransızca yazdığı ve sonradan Türkçeye çevrilen bir doktora tezi olduğu için oldukça ağır bir kitap. İlk eserinden son eserine kadarki 45 yıllık yazı hayatında isyan kavramına sahip çıkan Topçu, isyanı “iradenin içinde bulunduğu şartlara boyun eğmeyip başkaldırması” olarak tanımlamış. Bu tanımla “la ilahe illallah” sırrındaki “putlar yoktur” kısmını bir isyan hareketi olarak görüp, Allahtan gayrı kuvvetlerin insan üzerindeki tahakkümünü sorgulamış. Böylece isyanı; kendi tabiatımızdaki kibir ve gurura, bizi hareketsiz kılan kuvvetlere, bizim kendine körü körüne itaatimizi isteyip bizi esir eden düşüncelere karşı bir ibadet bilmiş. Bu vazifenin gereklerine daha derinlikli bir bakış için sizi kitabın kapağını açmaya davet ediyorum. 

Hareketsiz felsefenin ve felsefesiz hareketin boş amaçlara hizmet ettiğini bize kavratan hocamız, öğrencilerinin söylediğine göre bütün iyi düşünürler gibi toplumun kıyısına itilmiş. Memleket çocuklarına bir şeyler katmak idealiyle yanıp tutuşan hocaya ne iş yaptığı sorulduğunda “Bizim işimiz karakter kurmak, şahsiyet oluşturmaktır.” yanıtını verirmiş. Kaderin sırrına vakıf olanlar için dünyada hiçbir fethin sınıf kapısını açmak kadar şerefli olmadığını söyleyen Topçu, hayatı boyunca sınıfa bir mabede girer gibi girmiş. Bu ciddi havasından beklenmedik bir şekilde büyük felsefi meseleleri öğrencilerine bir ustalıkla anlatır, felsefenin karmaşık bir düşünce alanı olmadığını ispatlarmış. Onları felsefenin engebeli yollarında dolaştırırken aklın önderliğinde kat edilen yolun bir gün aşk uçurumuna vardığında son bulacağını söyler ve uçuruma açılabilmek için kalbin rehberliğine duyduğumuz ihtiyacı dile getirirmiş. 

Kendisi, eseri ve hayatı üzerinde çelişkiye rastlanmayan Topçu, parlak felsefe tahsiline rağmen devrin zihniyeti sebebiyle üniversitede daimi hocalık yapamasa da bunu bir hırçınlığa dönüştürmeyip mesleğini layıkıyla icra etmiş. Öğrencilerinin anlattıklarına göre, hem dersteki hem de dışardaki haliyle o, “gündelik ve geçici olandan sıyrılıp her an ebediyetin kucağına atılacakmış gibi duran bir sonsuzluk aşığı, bir derviş-meşreb filozof” imiş… Anlatılanlara da şahit olunca, Nurettin Topçu okuduktan sonra bende hâsıl olan derin sessizliğin ve yeni bir dünya ideali için bir şeyler yapmam gerektiği hissinin neyden kaynaklandığını daha iyi anlıyorum. Çünkü O, bütün bir âleme açılacak iman hareketi ve hamlesini tüm kâinatla dost olarak yapmanın şifrelerini kendisini okuyan herkese açan bir hoca.

Batı’da gelişen ve bizdeki kıyıcı etkileri uzun süredir görülen maddeci-pozitivist anlayışın karşısında olup, insanlığın kurtuluşunu ahlaki değerlerin bizde yeniden canlanmasına bağlamış ve bu gayeyi gerçekleştirebilmek adına tüm temellerini oluşturduğu hareket felsefesini bir reçete olarak başucumuza bırakıp aramızdan 1975 yılında ayrılmış. Hareketin gayesini canlıyı kendi mükemmeline ulaştırmak olarak benimseyen Topçu, ölmeden önce ölüp tamam olmak adına heyecanımızı diri tutuyor. Amaç mükemmele ermek, tüm kuvvetlerin üstündeki mutlak kuvvet sahibinin halifesi sıfatıyla yeryüzünde iz bırakabilmek, her adımımızın sonsuz âlemdeki yankısını duyup en güzeliyle yaşam maceramızı sürdürmek olunca, yaşamda karşılaştığımız her şeyin bir zaruret ve imtihan aracı olarak bize sunulduğu aşikâr oluyor. Hareket felsefesini var olmanın manevi bilinciyle ören ve ahlak anlayışının merkezine sorumluluk kavramını koyan Topçu, büyük değişimler göstermeksizin gerçekleşmeyecek bir geleceğin bize sonsuzun kapısını açmadığını söylüyor. Dolayısıyla hedefinde yeniden büyük Türkiye, yeni bir dünya olan tüm gençlerin dikkatini çekmesi gereken bir felsefe, hareket felsefesi. Öyle ki, bu felsefeyi kavrayış bizi, randevuya sadakati olan, güvenilir ve adil gençler yapmak için müthiş bir ilk adım olabilir. Topçu’nun Taşralı kitabına kanat açarken sizi onunla baş başa bırakmanın huzuru içindeyim…  

YAZAR HAKKINDA
Esra Gül Aydın
Esra Gül Aydın
1997 doğumlu. Lise de dahil tüm okul hayatı İnegöl'de geçti. Anadolu Öğretmen Lisesinden mezun olup Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesine yerleşti. Fakültesinin AGD başkanı.
YORUMLAR
İçeriğe ait yorum bulunmamaktadır.
YORUM YAPIN