DOSYA

Okumak Başlı Başına Bir Devrimdir

Okumak Başlı Başına Bir Devrimdir
İnsanları diğer canlılardan ayıran en temel özellikler; iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı, güzel ile çirkini, faydalı ile zararlıyı ve adalet ile zulmü ayırt edebilmesidir. Bu donanım insana yaratılıştan verilmiş olsa da hayattaki olaylar daha komplike ve karmaşık bir hal alabiliyor. Böyle durumlarda doğru tarafı tercih edebilmemiz için bu donanımdan fazlası gerekebilir. Bu gereksinim özelliklerimizi eğitip geliştirmemiz gerektiğini hatırlatır bize. Örneğin, “faize ve tüketime dayalı bir ekonomik sistem mi insanlığın yararınadır yoksa üretime, külfet ve nimette adil paylaşıma dayalı ekonomik sistem mi?” sorusunun cevabını bulabilmemiz için hem ekonomi, hem sosyoloji, hem de din gibi alanlarda eğitim almalı, okuyup araştırmalı ve kendimizi geliştirmeliyiz. Aksi takdirde bugün olduğu gibi bilgi kirliliği içerisinde tek bilgi edinme kaynağı olarak medya kalır ki bu da bizi kolay yönlendirilebilir bir hale getirir. Zira bugün medya bize neyi ihtiyaç gösterirse onu alıyor, ne haber verirse ona inanıyor, kimi terörist gösterirse onu kötü biliyoruz. 

Burada medyanın kötü amaçlı olmasından da öte bilgi kaynağımızı çeşitlendirmemiz gerektiğinden bahsetmeye çalışıyorum. Okumak güzeldir mesela ama hep aynı yönde aynı zihin dünyasından çıkmış tek tip kaynakları okumak da bizi doğruya iletmez. Çok çeşitli kaynaklardan araştırmalı, işin ehli insanlardan eğitim almalı, cesurca sorgulamalı ve ciddi, uzun soluklu okumalar yapmalıyız. Bu şekilde davrandığımız zaman birilerini rahatsız edecek, planlarını bozacağız. Montaigne “Eğitim görmüş bir halkı bir yöne sevk etmek kolay, sürüklemek zordur. İdare etmek kolay, köleleştirmek imkânsızdır.” der. Yine Kerim Kitabımız Kur’anın Zuhruf Suresi 54. Ayetinde Firavun’un kavmini ahmaklaştırmasından bahseder. Meseleye buradan bakınca gerek geçmiş tarihlerde gerekse de günümüzde eğitimsizlikle kölelik ve sömürü arasında doğru bir orantı olduğu görülecektir. Demek ki birilerinin saltanatının, kurduğu sömürü düzeninin devam ettirilebilmesi için eğitimsiz, araştırmayan, sorgulamayan, eleştirel düşünceden uzak, sadece bilgi yüklü robotik insanlardan oluşan toplumlar gerekli. O yüzden kendi kurdukları okullarda bilgi yüklü ama hikmetten ve erdemden uzak, kendilerini köleleştiren sistemle değil, birbirleriyle uğraşan merhametsiz, egoist insanlar yetiştirirler. Belki de bu yüzdendi G.Bernard Shaw’ın “Okul yüzünden eğitimime uzunca bir süre ara vermek zorunda kaldım” demesi. Bu yüzdendi Galeano’nun “Okullar cahillik üretir” demesi.

Bu yazıyı okurken belki içinizden şunu geçirebilirsiniz. Tarihin en bilimsel, en teknolojik, en fazla okuma yazma oranının olduğu ve bilgi kaynaklarının en gelişmiş olduğu dönemdeyiz. Ama insanlık en barbar ve en acımasız devirlerinden birini geçiriyor. Küçük çocuklar tecavüz edilip ya da aç bırakılıp ölüme mahkûm edilebilecek kadar vahşi bir zamandan geçiyor. Peki, daha ne kadar eğitimli olabilir ki insanlık?

İşte bunun cevabı eğitim anlayışımızda yatıyor. Yukarıda sayılanların hemen hepsi öğretimle alakalı ya da yanlış eğitim anlayışının ürünleri. Eğitim bir miktar bilgiyi aktarıp, insanlara dayatmak değildir. Bunun adı propagandadır. Eğitim, insanın düşünebilme yeteneğini eleştirel bir yönde geliştirilmesi, yaratılanın faydasına olabilecek bütün davranış ve tutumların kazandırılmaya çalışılmasıdır. Bize göre eğitim ahlakı öncelemeli, doğruluk ve merhamet kavramlarını kuşandırabilmelidir. Misal olarak HES sistemiyle elektrik üretmeyi icat eden, geliştiren ve uygulayan insanlarda ahlak ve merhamet birlikte bulunsaydı, geliştirdiği bu yöntem doğaya ve yaban hayatına zarar vermeyecek şekilde tasarlanır, derelerimiz kurumaz, canlılar susuz kalmazdı. 

Ya da akıllı telefonlarınızı icat eden ve geliştiren insanlar İbn-i Sina, İbn-i Haldun, Farabi gibi ahlak ve hikmet abidesi insanlar olsalardı, program yüklenirken sizin özeliniz olan mesajlarınıza, mikrofonunuza, konuşmalarınıza ve resimlerinize ulaşabilme izni istemezlerdi. Tam tersine sizi dinlemeye kalkabilecek insanlara karşı da koruma programı geliştirirlerdi. İşte eğitim ile öğretimi, bilgi ile hikmeti ayıran kalın çizgi tam olarak bu. Günümüzdeki gelişmelere bakıp da eğitimin en iyi olduğu devirdeyiz diyemeyiz. Hep söylediğimiz bir şey var: Önce ahlak ve maneviyat. Ama bu söz okullara din kültürü ve ahlak bilgisi dersi koymak gibi algılandı. Hayır! Matematikte de fizikte de sporda da sanatta da sokakta da ahlak. Çünkü ahlak bir bütündür. Parçalara, mekânlara, zamanlara hapsedilemez. Bilgiyi ahlaktan ve merhametten ayırırsanız günümüzdeki gibi tüm gelişmelere rağmen insanlığa kan ve gözyaşından başka bir şey getiremezsiniz. Hatta insanlığı Firavun ve Nemrutlarınkinden daha acı, daha sistematik ve daha yayılmacı bir zulümle karşı karşıya bırakabilirsiniz. 

Kabul etmek gerekir ki bilgi güçtür. Bu doğru. Ancak ahlakla, hikmetle yoğrulursa insanlığa saadet getirebilir. Değilse, ayrıcalıklı birkaç zümre dışında herkese mutsuzluk getirecektir.

Şimdi…

Tüm bu anlattıklarımıza baktığımızda bir kere biz doğru bir eğitimle eğitilmiyoruz. Cezaevleri artıyorsa, tecavüz, dolandırıcılık ve adam öldürme gibi acı olaylar artıyorsa bir yerde yanlış yapıyoruz demektir. Hatta biz nitelikli bir öğretim bile veremiyoruz. Bir üniversite mezunu yaklaşık 12 sene İngilizce dersi okuyor ama hala konuşmaktan acizse bunun üzerine oturup konuşmamız gerekiyor. Bu kadar Kur’an Kursu, İHL ve Din Öğretimine rağmen toplumda ahlaksızlık çoğalıyorsa bizim hangi dini anlattığımıza ya da nasıl anlattığımıza dönüp bir bakmamız gerekiyor.

Saydığımız çarpıklıklardan bir şey ortaya çıkıyor; Bizim toplumumuzun maalesef okuma alışkanlığı yok. Çünkü okumazsanız, düşünmezsiniz. Düşünmezseniz sorgulamazsınız. Sorgulamazsanız dert sahibi olmazsınız. Eğer dert sahibi değilseniz köleleşmişsiniz demektir.

Veysel İlhan abi gibi okuyan, düşünen, sorgulayan ve dert sahibi insanlar olursanız itiraz edersiniz ve birilerinin ayağına dolanırsınız. Veysel abilerin çoğalabilmesi için çocuklarımıza, gençlerimize okumayı teşvik etmeliyiz. Bunun yaygınlaşması için gayret göstermeliyiz. Kendimizi daha çok okuyarak, daha çok düşünerek ve daha çok sorgulayarak eğitip geliştirmeli, sisteme karşı sesimizi ve sözümüzü daha çok yükseltmeliyiz. Yoksa birileri gelir, bizi askeri olarak “EĞİT”ir, silah ve bombayla “DONAT”ır ve kendi proje ve hedefleri doğrultusunda gübre olarak kullanır. Zulümler devrimlerle yıkılır. Okumak başlı başına bir devrimdir. 

OKUyanlara selam olsun.

YAZAR HAKKINDA
Ahmet Karaca
Ahmet Karaca
Genç İstikbal Dergisi Yazarı
YORUMLAR
İçeriğe ait yorum bulunmamaktadır.
YORUM YAPIN