GELİŞİM

Kimsesiz Kuşlar Ülkesi

Kimsesiz Kuşlar Ülkesi
Var edenin adıyla; 

Kanadı kırık bütün kuşlara…

Sonbaharda gökte kuş kümeleri oluşur. Vakti gelmiştir gitmenin. Ama son bir defa süzülmek vardır rızık bulduğu toprağın semalarında. Belki de bir çeşit teşekkürdür bu. Bir cümbüş, ahenkli bir danstır. Mavi gök şenlenir, ardından bir göç daha başlar. 

Her nesne, her canlı bir sır saklıyor. Her şeyin sahibine işaret eden bir sır. Bu kâinatın bir sahibi var. Doğa bunu mütemadiyen hatırlatıyor. Öyle ki her defasında hayranlığımız artıyor, arayışımızın hudutları genişliyor. Soğuk sularını yudumladığımız pınarlar, uçsuz bucaksız çiçekli kırlar, ağaç dallarına konan rengârenk kuşlar ve hayretimizi diri tutan daha binlerce ayrıntı… Bütün bunlara rağmen ilgisiz, hayretsiz insanoğlu… “Hayretini kaybeden yaşama sevincini kaybeder.” Diyordu şair. Materyalin dört bir yanımızı kuşattığı günümüzde şaşırmaya vakit yok belki de. Hatta birçoğumuz delirebilmek için gerekli imkânlardan yoksunuz. Eşya o denli çevrelemiş ki neredeyse nefes alamıyoruz.

Kuşlar havada kümeler oluşturarak teşekkür eder. Peki ya insanoğlu? Rabbine nasıl şükreder insan? Hayret etmeyen şükredebilir mi? Kâinatı bütünüyle kavrayabilmek insana düşer. Öyle ki insan eşreftir. Farklı yaratılmıştır. Onu diğer varlıklardan ayıran kabiliyetleri vardır. Bu durumda onun zikri de farklı olmalı. Fakat ne var ki çağ insanı robotlaştırmıştır. Duygular çürümeye yüz tutmuştur. Hayretini dolayısıyla rabbini kaybetmiştir, unutmuştur. Unutmak ki ölüme benzer. İkisinin de sonu dünyada hiçliğe varır.

İnsanın harcı bedel ödemektir. Mesela karşılıksız sevmek, yanlışa rağmen sevmek, bıyık altından gülüp alay edenlere rağmen sevmek, senden hazzetmediğini bildiğin birine yürekten sarılmak, yürüdükçe yüzüne çarpan itham ve yaftalara aldırmadan sevebilmek… İşte eşref olan insan; yaradanın merhameti hürmetine yaratılandan sevgiyi esirgemeyen, Kerim olan yaratıcıya hürmeten bütün sert rüzgârlara karşı bir çınar gibi dimdik durabilmek.

Merhamet deyince hüzün camdan içeri sızıyor. Çünkü ondan uzağız. Çarpık ilişkiler ülkesinde yaşıyoruz. Arenada alkışlanır matador, kırmızı bezine kan sıçramış. Bizim olmayan kavganın bizden çıkan alkışları, garip! Nesli tükenmekte olan hayvanları yaşatma kampanyaları baş döndürüyor, arenada yapayalnız boğa. Üstelik buna spor diyorlar. Matador kahraman, bizler düğümlenmiş idrakin şaşkını, biz deli, biz normal değil… Biliyorum, biz İspanya değiliz. Bizde arena yok, meydan var. Meydanın ortasında da taşlanan insan!

Bütün adımlar bir yere varmak için. Her telaş bir şey için. Sorsan herkes yürüyordur. Medeniyet yıkan kısır tartışmaların içinde kaybolmuşken en görünür yerde olduğunu sanıyordur kadınlar ve erkekler. Kirlilik alkışlanır, doğrular taşlanırken bunca… Ayakkabı boyayan amcanın tırnağı kadar temiz olsa her şey. Bir kedinin nankörlüğü kadar masum olsa…

İçim daralıyor. Özgür olduğunu söyleyecek kadar cesur herkes. Ben kaygıların tutsağı, endişeli bir divaneden fazlası değil. Kelepçe sadece çelikten olmaz, bilirim. Ekranlar, banknotlar, mikrofonlar ürkütücü birer kelepçe. Sınırlar dikenli tellerden ibaret değil; beton bloklar, zihinde düğüm, kalpte perde üstüne perde.. Tutsaklık büyürken, hürriyetin kırıntılarını toplarım kutularda, kimsenin beğenmediği ıssız köşeler benimdir. 

Kadim topraklarda cirit atan yalanlar. Kurtlar sofrasında ekmek paramparça. Gök berrak değil, çıplak ayakları üşür çocukların. Çıkar ilişkilerine yenik iyilikler. Güneş batarken soğuk ve karanlık bir çaresizlik başlar. Ben gecede titreyen çocuk, enkazda yitik bir ceset, yaprağa tutunmuş bir çiy damlası, yok olma pahasına delice sabahı arzulayan..

“Kimsesiz kuşlar ülkesine hoş geldiniz.” Her şehrin girişine bu tabela asılmalı. Kimsesizlik ve kuşlar. Daha nasıl anlatılabilir? Hangimiz uçabiliyoruz, hangimizin hayalleri budanmadı, cümleleri silinmedi kâğıtlardan, kaç tanemizin kanadı kırılmadı ki? Yitik hayretimizi nerede bulacağız? 

Hayret için;

Veranda Öyküleri – Herman Melville

Simyacı – Paulo Coelho

YAZAR HAKKINDA
Selam Yağmur
Selam Yağmur
Lisans eğitimini 2016 yılında Hacettepe Üniversitesinde tamamladı. Edebiyat okumayı istedi ancak puanı fazla kaçırınca mahalle baskısına maruz kaldı. "Edebiyat karın doyurmaz" kabulünün kurbanı oldu. Direniyor..
YORUMLAR
İçeriğe ait yorum bulunmamaktadır.
YORUM YAPIN