DOSYA

Durdurun Bu Kenti! İnecek Var!

Durdurun Bu Kenti! İnecek Var!
Toprağa beton ekerek kurulmuş kentler. Otomobil işgali altında caddeler. Kırmızı ışığın keyfine kalmış karşıdan karşıya geçişler. Otoritenin kutsallığına işaret görkemli binalar. İnsanı insandan uzaklaştıran resmi hizmete mahsus meydanlar. Gölgede kaybolmuş minareler. Sükût eden ezanlar. Yeraltına inmiş Cum’alar. Asansörle çıkılan apartmanlarda istiflenen akşamlar. Balkonlardan kendini salıveren cinnetler. Havalandırma boşluğunda yankılanıp duran mahremiyet…

Kentin en işlek yerlerinde rölantide yeşil ışığı bekleyen motorlu taşıtların önlerinden karşıdan karşıya geçen binlerce insan ve esirgendiğinden yitip giden bin selam. Asık suratlar ve boşluğa bakan gözlerle tıka basa şehir hatları. Yürüyen merdivenlerde işlenmeye hazır ham madde kıvamında taşınan bedenler.

“Geleceğe dair her planlama muhakkak ölümü tadacaktır”ı unutturmak için gözden ırak tutulan mezarlıklar. Yitip giden mevsimleri gizleyen her dem yeşil iğne yapraklı ağaçlar. Yoksulu, yoksunu, yolda kalmışı unutturan vitrinler. Ten tanrısının arz-ı endam ettiği billboardlar…

Silkelenen bir dut ağacının altında serginin ucundan tutup gülen çocuklar, üzerinden pagan çizgi film kahramanları geçen küllenmiş hikâyelerin arasında kalmıştır. Ne bir kiraz ağacı, ne de bir böğürtlen dikeni. Meyve AVM’den koparılır. Açık ayran plastik ambalaja yenik düşmüştür. Süt pastörize, yoğurt vakumlu, yumurta seri üretim…

Anne baba işte, çocuk okulda, dede huzurevinde, kardeş kreştedir. Mütemadiyen çocuklar için kreş ekilir, yaşlılar için huzurevi biçilir. Konutlar çekirdek aileye özeldir, elbette mesai sonrası. Apartman girişleri kameralıdır. Kapıda özel güvenlik vardır ve hırlısı, hırsızı, kapkaççısı, yan kesicisi, organ mafyası, ihaleye fesat karıştıranı, rüşvetle iş göreni bu sitenin dışındadır. Her önüne gelen elini kolunu sallayarak “dayıoğlunu ziyarete gelmiştik” deyip giremez..

Site içi özel mabetler vardır. Sağ baştan sol başa, önden arkaya her teravihte cemaat pırıl pırıldır: Banka müdürü, genel müdür, şube müdürü, özel müdür, daire amiri, personel müdürü, şirket müdürü, işletme sahibi, iş yeri sahibi… Cem olurlar, saf tutarlar. Müminler kardeştir ve birbirlerini gözetirler.

Binalar yükseldikçe perdeler iner. Transparan konut bir sükûn bulma yeri değildir artık. “İşte bu gördükleriniz ve daha fazlası benim” haykırışıdır boydan boya camlardan taşan. Markanın kutsal, reklamın dua olduğu kentlerde tuvalet dizaynı da prestijdir bir tanıdık kullanmak istediğinde. Merhamet, hal hatır sorma, karz-ı hasen piyasa koşullarına ayak uyduramamıştır. Konfor çok gelişmişliğin göstergesidir.

Güneşi görmek üst katlara mahsustur. Bir yaz gecesinde bacaklarını toprağa serip sırtını ağaca yaslayarak yıldızlara bakmak vakit kaybıdır. Otur koltuğunda seyret, binlerce belgesel, cam gibi plazma ekran var. Öyle toprağa basmak, yalın ayak çimenlerde yürümek, dere kenarlarında serinlemek toplumları geri bırakır! İlla da su sesi diyorsan belediyenin fıskiyesi vardır. Kırmayın yeter.

Dijital saatler horoz sesini kesmiştir. “Tavuklar Firarda” da bile horoz insan tarafından seslendirilmiştir. Market buzluklarındaki tavuklar gıdaklamaz. Ne işi vardır bir koyunun kentte. Çobanlar okul servislerinde kepenek bırakmışlardır. İnecek köy bulamayan kurtlar zaten telef olmuştur. Yine de hayvan severseniz, akvaryumda balık, kafeste kanarya, oturma odanızda köpek beslemenizin bir mahsuru yoktur. Koyunun, kuzunun canlısının sokulmadığı kent yaşamında başta kaplumbağa, bukalemun, iguana olmak üzere envai çeşit sürüngene yer vardır. Bir konutta toplu yaşam bunu gerektirir.

Önce yeşilin üzeri betonla örtülür. Mucur serilir, asfalt dökülür. Sonra insan kaçacak yer arar. Ardından dağlardan koparılan koca kayalar taşınır. Tarım arazisinden toprak aşırılır. Yaylalardan çim sökülür. Denizin orta yerine dolgu parklar yapılır. Yumurta bırakmak için kumsalı arayan kaç canlının yuvası söndürülmüştür, kimin umurunda. Mimarlar, mühendisler, peyzajcılar, şehir bölgeciler, hepsi insan içindir.

Ahşap direkler modern kentleri ayakta tutamaz. Kubbeye taş dizecek zamanı yoktur kimsenin. İnşaat piyasası kendini seriye bağlamıştır. Beton bloklar, çelik konstrüksiyon seri üretimdir. İzolasyonda her türlü kimyasal mubahtır. Kanser hemen öldürmez. Daha sağlıklısını seçmeye fırsat verir.

İş merkezleri caminin sokağa açılan kapısını bir iki kat yukarı kaldırmıştır. Toprak seviyesinden uzaklaştıkça secdeler, daha bir iliştirme olmuştur saflar. Cami yaptırma ve yaşatma derneklerinin derdi çinidir, halıdır, elbette alttan ısıtmalıdır. Tribündeki taraftarın doksan dakika artı uzatmalı renk kardeşliğinin dahi gölgesinde kalmıştır bayram günlerinde musafaha. Hijyeniktir selamlaşma.

Çocuğun hafta içi okulu, hafta sonu dershanesi, iki akşam da bir özel dersi vardır. Kaloriferli odalarda sınırsız internet vardır. Anne henüz gelmiştir, baba zaten gecikecektir ve birlikte akşam yemeği her zaman için yarın yenecektir. Yine de doğum günü es geçilmez. Mum dikilir, mum yakılır ve mutlu yarınlar için üflenir.

Mesaiye gidip gelirken otomobille bile yolda geçen zaman dilimi insanı seferi yapar. Egzoz dumanı, korna sesleri, arkadan sıkıştıranlar, öne kıranlar. Bitmeyen kavşak çalışması, akmayan trafik. Cam siliciler, su satıcılar, simitçiler, “çocuğumun okul masrafları için, Allah rızası için bir selpak mendil alın” cılar…

Bankaların işgaline uğramış ana caddeler. Cami duvarına dayanan bankamatikler. “Ben zekâtımı verdim, karnı açsa kredi çeksin.” diyen hacı amcalar. Kırk dairesi olan ve kılı kırk yaran semiz muhafazakârlar, lüks lokantalarda kırk yıldır çalışıp kira denkleştirme kavgası veren bir deri bir kemik garsonlar…

Birer mabet olmuş stadyumlar, AVM’ler ve güzellik salonları. Tribünlerde vecd ile kendinden geçenler, reyonlarda kredi kartlarının şefaati ile huşu içinde alış veriş sepetini dolduranlar, solaryumlarda yeni bir ten için tapınanlar... Faiz tahakkuku için kuyrukta beklerken vakti kaçıran mütedeyyinlerden “bankalara mescit açılsın” talepleri…

Panayırlar, festivaller, bienaller. Milyonlarca gözün önünde vitrine çıkan bedenler, milyonlarca insanın arasında yalnızlık büyüten yürekler. Bir yanda konfor tanrısı için her gün tonlarca çöp üreten kullar, öte yanda rızkını karıştırdıkları çöpte bulanlar.

Ne uçan otomobiller, ne yüzen trenler, ne de tekerlekli gemiler... Yesrib’i Medine yapan ne ise biz onu istiyoruz.

Abicim, durdurun bu kenti! Müsait bir yerde inecek var!

ÖNCEKİ YAZI METRUK SIZI
YAZAR HAKKINDA
mb.
mb.
Okuma yazma öğrendiği günden beri okuyor, zaman zaman da yazıyor. biyoloji bölümü mezunu ama çiçeğin böceğin hakkının gözetilmesi için biyoloji bilmenin değil merhamet sahibi olmanın gerektiğine inanıyor. "allah'ını seven defanstan ayrılmasın" ve "dünya bir deplasman biz de yetimler gibiyiz" adlı iki kitabı var.
YORUMLAR
Cihan Alkan
27-11-2017 - 15:50
Bir yazı bu kadar damardan verilen serum gibi girebilir beynimize. Allah razı olsun.
YORUM YAPIN