GÜNDEM

Vakt-i Tehire Dair

Vakt-i Tehire Dair
Ötelenmiş hayatlar, örselenmiş hayaller…

Tehire bulaşmış ruhlar, tahire uzak kelamlar…

İnsan ve yaradılışından bu yana bir insanoğlu, giderek azalan ömür mesabesinin içine doğdu. Kendisinden binlerce yıl önce yaşayan ataları 60 yıllık ömrünü duydu, bu dünyaya bir çadır bile kurmamaya dem vurdu. Ah nasıl da tersine akıyor şimdi dünyanın suyu, nasıl da tersine gidiyor insanoğlunun huyu! 60 yıl ömrü olacağını bilse çadır bile kurmayacakların yerini, 60 yılını bir ev alabilmek için verenler alır oldu. Kendi kendine üretti telaşını. Sonra dünya, telaşın adı oldu. Hırsların adı telaş oldu, gönül gidip dünyaya kondu. Dünyalık hırslarını eyerine yükledi insanoğlu ve eşref-i mahluku unuttu.

Yaşamın şifresi belliydi: Ancak Allah’a kulluk etmek (Zariyat,56)… Kulluğu unuttuğumuz an dolaştırdık işleri. Tersine tersine gitti dünyanın seyri. Haddinden fazla sırtlandık boş yükleri. Oysa neye ne kadar gücümüzün yeteceği belliydi. Gereğinden fazlaca verdik dünyaya değeri. Dünya da ne nankörmüş ki bilemedi verdiğimiz değerin kıymetini. Bilemez ki!

Bilemez dünya kendisine ayrılan vakitleri, bilemez gönlünü eğlendirmesini, bilemez; o kendi işinde… Ya bizler? Bizler dünyanın işindeyiz. Yetişemediklerimiz ile afalladı yetişmemiz gerekenler. Denge yeriydi burası. Hiç ölmeyecek gibi dünyaya, her an ölecek gibi ahirete çalışmaktı. Hiç ölmeyecek gibi çalışıyoruz gerçekten dünyaya ve öteliyoruz bir bakıma asıl hayatı. Amacını şaşmış bir yaşamın kısacık ömründe yakalıyor bizi erteleme hastalığı. Tercihlerine yön verememiş ruhları sarıp sarsıyor adeta. Ve tercihler silsilesi dünya… Sen karar veriyorsun neye, ne zaman, ne kadar vakit ayıracağına: Hak ile batıla, doğru ile yanlışa, hızlı ile yavaşa ve sonlu ile sonsuza… Diğer varlıklardan ayrılıyor insan irade noktasında.

Sığdıramıyorsak bir ömre oncasını, gayesi sorgulanmış bir hayat sonrasında gelin Kuran’ın seslenişine kulak verelim:

“Evet, doğrusu her güçlüğün yanında bir kolaylık vardır. O halde önemli bir işi bitirince hemen diğerine koyul. Ve yalnız rabbine yönel (isteyeceğini O’ndan iste)!” (İnşirah, 6-8)

Zor gibi görünen, yetemediğimiz ve yetişemediğimiz her işin yanında bir kolaylık olduğu beyan edilerek mesele açıklanıyor. Koyulacağımız işlerde her şeyden önce zorluğun yanında kolaylık vaadi, insana verilebilecek en büyük nimetlerden… Ve bakınız ki en zor işlerde bile bir başına koyulmamış insan. Ve devam ediyor kelamların en güzeli: “O halde önemli bir işi bitirince hemen diğerine koyul.” Boşluklara mahal verilmiyor. “Hemen” diyerek insanoğlunun zamanı yetirebilme sorununa bir çözüm sunuluyor. İki iş arasında serseliyor, bocalıyor, mola veriyorsak fıtratın aksini aksettiriyoruz hayata. Oysa bir işi bitirince diğerine koyulmamız emredilmiyor, HEMEN diğerine geçmemiz emrediliyor. Böylelikle dinlenmenin de başka bir işe geçilerek mümkün olabileceği ifade ediliyor. Yapacağımız bir işe hemen koyulmak yerine araya başka işler, uğraşlar sokarak ertelemek; aslında ciddi bir inanç sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Bu ayetin tatbiki gerçekleşse hayatta tehire yer kalmıyor ve belki yakındığımız, başımızı kaşıma eylemine de yer açılmış oluyor. Hayat boşluklara yer açmayacak kadar ciddi ve öylesine dengeli bir yolculuk… İş yolcuda bitiyor. Yolcu son ayete de dikkat etmeli: Ve yalnız rabbine yönel (isteyeceğini O’ndan iste)! Böylelikle üç cümlede yolumuz-yönümüz-yöntemimiz tayin edilmiş bulunuyor. Üç cümlenin sonunu başına bağladığımız zaman ise anlıyoruz ki “Allah’a yönelen kimse için her zorlukta bir kolaylık vardır.” Bu formülü uyguladığımız zaman erteleme, biriktirme, hayat gayesinin yolunun şaşması, işleri yetiştirememe gibi durumlar da ortadan kalkacaktır.

Bir işi bitirince hemen diğerine koyulacağımız o arada ise eğer erteleyeceksek şunları erteleyelim:

1. Boş ve gereksiz sözleri erteleyelim ki zamanın akrebi anımızı sokup zehirlemesin.

2. Başkaları hakkında yorum yapıp konuşacağımız an susalım ki midemize kardeş eti girmesin.

3. Bizi ilgilendirmeyen konular hakkında soru sormayalım ki zaman ve kelam hırsızlığı sicilimize işlemesin.

Zira Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur:

"Şüphesiz ki Allah üç şeyden razı olur, üç şeyden hoşlanmaz. Razı olacağı üç şey şunlardır: sadece O’na ibadet etmeniz, O'na hiçbir şeyi ortak koşmamanız, Allah'ın ipine (İslâm'a) sımsıkı sarılıp parçalanmamanız. Hoşlanmadığı şeyler de şunlardır: Dedikodu yapmak, çok (gereksiz) soru sormak, malı boş yere harcayıp zayi etmek (Müslim)…

4. Her duyduğumuzu başkalarına aktarmayalım ki daha hayırlı sözlere ve işlere vaktimiz olsun. Bu konuda Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur: "Her duyduğunu söylemesi kişiye günah olarak yeter."  (Ebu Davud)

Dilimiz neyi konuşuyorsa zihnimiz de aynı konu ile hemhaldir. Meşgul olan zihin de bir başka işe hemen koyulmakta güçlük çekecektir. Zihni güzel beslersek ve dilden fıtrata ait olmayanı çıkarırsak, hayatta küçük küçük adımlarla erteleme hastalığını erteleme ve nihayetinde sonlandırma yolundayızdır.

Ötelenmiş hayatlar, örselenmiş hayaller, tehire bulaşmış ruhlar ve tahire uzak kelamlar sizden ırak olsun. Anı, anında ve kıymetlice yaşamak duasıyla…

YAZAR HAKKINDA
Halide Ülker
Halide Ülker
Genç İstikbal Dergisi Yazarı
YORUMLAR
İçeriğe ait yorum bulunmamaktadır.
YORUM YAPIN